Uyurken yanı başınıza limonu bölüp içine tuz koyun......

Dilimlediğiniz limonları, komidin üzerine koyarak, uyuyabilirsiniz. Peki, uyurken yanınıza limon koymanın ne gibi faydaları olabilir? İşte cevaplar.. Tek yapmanız gereken şey; bir limonu alıp, onu dörde bölmek ve içine tuz serpmek.

1- Gerginliğinizi alır: Stres birçok insanın genel sorunu… Yatakta dönüp durmanıza yol açan stres ve anksiyete gibi durumlar uyumanızı güçleştirir. Komidin üzerindeki limon ise sizi sakinleştirir. Araştırmaya göre; narenciye kokusu kişinin beyin dalgalarını ve duygularını rahatlatıyor.
2- Odaklanmanızı artırır: Yatmadan önce neden odaklanmanız gerektiğini soruyor olabilirsiniz.
Ama eğer beyni sürekli meşgul olan ve uykusuzluk sorunu olan bir kişiyseniz psikologlar olumlu şeylere odaklanmanız gerektiğini söylüyor. Odaklanmak için ise limon kokusu birebir…
3- Daha iyi nefes alırsınız: Uyumaya çalıştığınızda bir de burnunuz tıkanıyorsa Antioksidan ve antibakteriyel olan limonun burun deliklerinizden içeri girmesine izin verin.
4- Böcekleri uzaklaştırır: Sivrisineğin kulağınızın etrafında dolaşmasından veya gece boyu sinekler tarafından ısırılmaktan bıktıysanız bu haber tam da size göre…
Limon, sivrisineklerin sevmediği bir şey. Ayrıca limon her tür böceği öldürür. Bu dilimler onları diğer odanın gerisinde tutar.
5- Sabahleyin enerjinizin artmasını ve pozitif olmanızı sağlar: Sabahleyin erkenden uyanmak, birçok insanın çok zorlandığı bir şey. Ancak komidinin üzerindeki bu dilimler uyanma sürecinizi kolaylaştıracaktır. Limon kokusu beyninizin serotonin seviyesini artırır.
6- Havanın kalitesini artırır: Limon sadece etrafın güzel kokmasını sağlamıyor aynı zamanda havayı arındırıyor. Çok güçlüdür, hatta bir odadan boya kokusunu çabucak çıkarmak için limon kullanabilirsiniz.
7- Kan basıncını düşürür: Limon aroması kan basıncını düşürür. Pek çok insanın kan basıncının yüksek olduğunu düşünecek olursak, limonun insanlar için kullanışlı bir meyve olduğunu anlamak zor olmaz.

GDO’lu Domates Nasıl Anlaşılabilir?








GDO’lu Domates Nasıl Anlaşılır?
GDO’lu domates nasıl anlaşılır? Zehir ile besleniyoruz! Farkında olmadan GDO’lu domates mi yiyoruz? İşte 2 adımda genetiği değiştirilmiş domatesi anlamanın yöntemi.

Meyve ve sebzelerin çoğunda vücudumuz için çok zararlı maddeler bulunuyor. Biz size bu haberimizde domatesin hangisinin doğal yolla yetişmiş, hangisinin dışarıdan müdahale edilmiş genetiği değiştirilmiş domates olduğunu anlama yöntemini açıklayacağız.

GDO’lu besinlerin amacı sıcağa, zararlı böceklere karşı dayanıklı olmasını sağlamak, Raf ömrünün uzun olmasını sağlamaktır. Fakat her yiyeceğin doğal olanı size önerimizdir. Tüketicilerin bilinçlenmesi için bu haberimizi çok önemsiyoruz. Frankeştayn yiyecek denilen bu doğal olmayan domatesler sağlık açısından çok zararlıdır. GDO’lu domatesler aslında melez kurbağa genlerinden oluşmaktadır!
Bu ürünlerin hangisinin GDO’lu olduğunu anlamanın en kolay yolu, üreticiler her sebze ve meyveye 5 haneli bir kod verirler, siz de manavlarda pazarda etiketlerde görmüşsünüzdür , ya da dikkatinizi çekmiştir.
GDO’lu domates nasıl anlaşılır.
Organik olan ve doğal yollarla yetiştirilmiş, sağlıklı olan ürünlerde bu beş basamaklı kodun en başında 9 olur ve diğer kısımlar ürüne göre değişir. Bizim için önemli kısım başında 9 bulunması!
Genetiği Oynanmış, değiştirilmiş olan sebze ve meyvelerde ise en başta 8 rakamı bulunur. Amerika’da 100 e yakın ürüne devlet izin vermiş ve genetiği değiştirilmiş ürünler piyasaya sürülmüştür.
Bir çok Avrupa ülkesinde ise GDO kesin ve katı kurallar ile yasaklanmıştır. Çok büyük ceza ve yaptırımı bulunuyor.
Örnek verecek olursak GDO girişinin yasak olduğu ülkeler: Avusturya, Fransa, Almaya, Yunanistan, Macaristan ve Luxemburg. Başka ülkelerde de yasak bulunuyor fakat bu saydığımız ülkelerde %100 yasak vardır, diğer ülkelerde bu oran değişmektedir.
Lütfen siz de geleceğiniz için, sağlığınız için ve evlatlarınız için GDO’lu ürünleri kullanmayın ve barkodun başında 8 olan değil 9 olan ürünleri satın alamaya özen gösterin. Doğal ve organik ürünlerin daha pahalı olduğu gerçeğini de hatırlatmamıza gerek yok, alım gücünüz doğrultusunda sağlıklı beslenmeye özen gösterin.

Tapu Güvencesi kalkıyor…





Tapu Güvencesi kalkıyor…
Torba yasa taslağı ile kentsel dönüşüm alanlarında imar hakları menkul değere dönüştürülerek imar borsasında şirketlerce alınıp satılabilecek. Mimarlar Odası Başkanı Muhcu Tapu yurttaş için güvence olmaktan çıktı diyor
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 67 maddelik torba yasa taslağı imar hakları ve kentsel dönüşüm alanlarında önemli değişiklikler getiriyor. Yeni düzenlemeye göre 6306 sayılı yasa kapsamında afet riski altındaki alanlar, kentsel dönüşüm alanları, jeolojik açıdan sakıncalı bölgelerdeki gayrimenkuller sertifikalandırılarak menkul değere dönüştürülecek ve bu sertifikalar oluşturulacak imar borsasında alınıp satılabilecek. Yine imar planı kararlarıyla yurttaşların gayrimenkul hisselerindeki değer artışı menkule dönüştürülerek transfer edilebilecek. Torba yasa taslağındaki düzenlemeleri konuştuğumuz Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, düzenlemenin yurttaşların mağduriyetine yol açacağını söylüyor. Muhcu, Tekelleşmiş gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve inşaat şirketleri lehine zorla el koyma süreçleri kolaylaşırken, vatandaşların tapu ile güvence altında olan barınma hakları ortadan kaldırılıyor dedi.
SERTİFİKA VERİLECEK
Düzenlemenin bir imar borsası oluşturulması ve bu borsanın piyasa kurallarına göre işletilmesi esasına dayandığını belirten Muhcu, Kentsel dönüşüm uygulamalarında yapılan kamulaştırmalarda kamu idareleri vatandaşlara tapu niteliğinde olmayan sertifikalar vererek gayrimenkul haklarını menkule dönüştürecek. Yasa taslağında belirtilmemiş olsa da gayrimenkul hakları yerine verilen bu sertifikaların uluslararası piyasaya sürülmesi dahi söz konusu olabilecek. Vatandaşların haklarının riske atılması, dava açma ve haklarını takip etme olanaklarının zayıflatılması söz konusu dedi.
TAPU GÜVENCESİ KALKTI
Yasa taslağına göre kamu idareleri bir alan için imar planı veya plan tadilatı yaptığında oluşan değer artışının yüzde 40ının kamuya aktarılması öngörülüyor. Bu payın ödenmesi için yurttaşların tapusu ipotek altına alınacak. Muhcu, Vatandaşın mali durumunun bu payı karşılamaya uygun olmaması halinde, vatandaşın mülkiyet haklarını yine bir sertifika haline getirip imar borsasına aktarabilecek. Kamu idaresi imar planı yaptığında, bir alanı kamulaştırdığında, bir binayı riskli yapı ilan edip yıktığında vatandaşların hakkını menkule dönüştürebilecek. Dolayısıyla tapu güvence olmaktan tamamıyla çıkıyor. Vatandaşın hakları imar borsasında risk altına giriyor dedi.
***
BAKANLIĞIN YETKİLERİ GÜÇLENDİRİLDİ
Torba yasa taslağının kentsel dönüşüm karar ve projelerini hızlandırmak ve merkezileştirmek amacıyla gündeme getirildiğini belirten Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, torba yasa taslağındaki pek çok düzenlemenin yerel yönetimlerin yetkilerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı lehine gasp ettiğini belirtti. Muhcu, taslaktaki diğer düzenlemeleri ise şöyle yorumladı:
>>Torba yasa taslağına giren Bakanlık tarafından yapılacak mekansal strateji planları ile yerel yönetimlerin planlama sürecinin dışına atılması taslakta güçlendirildi. Türkiyenin imza attığı AB kentsel şartı ve AB yerel yönetim şartı ile devlet tarafından güvence altına alınacağı taahhüt edilen yerinde yönetim ilkesine aykırı bir düzenleme getiriliyor.



>>Yerel yönetimler planlama sürecine bağlı olarak 30 gün içerisinde yapılara ruhsat ve iskan vermemesi halinde bu belgeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlükleri trafından verilebilecek. Daha önce afet riski altındaki alanlar ile kentsel dönüşüm alanı kararlarıyla ruhsat ve iskan haklarına müdahale edilmişti. Bu taslakla bütün alanlarda Bakanlık yetki sahibi oldu. Muhalefet belediyelerinin merkezi hükümetin plan ve ruhsat kararlarını hukuka, yerel koşullara aykırı görerek ruhsat vermemesinin önüne geçildi.

>>Plan yapma yetkileri Bakanlığa bağlandı. Bakanlık isterse yerel yönetimlerin yaptığı planları yok sayarak başka plan yapıp yürürlğe sokabilecek.

>>İmar planları yapıldığında oluşan değer artışının yüzde 40ının kamuya aktarılması öngörülüyor. Bu yüzde 40lık payın yüzde 70i Çevre ve Şehircilik Bakanlığına kalan yüzde 30u ise Büyükşehir Belediyesi kapsamındaysa ilçe ve büyükşehir belediyesi tarafından bölüşülecek. Ancak imar planı Bakanlık tarafından yapılmışsa bu değer artışının tamamı Bakanlığa kalacak. AKP yerel yönetimleri söz konusuysa yüzde 30luk pay yerel yönetimlere aktarılırken, muhalefet partilerinin belediyesiyse Bakanlık isterse değer artışının tamamına el koyabilecek.

>>Yapı denetimi kuruluşları yerine, kadrosu mimar ve mühendislerden oluşan bir sermaye kuruluşu olarak tariflenen teknik müşavirlik kuruluşları kurulacak. Bu kuruluşlar yıkım işleri, proje denetimi ve yapı denetiminden sorumlu olacak; riskli yapı tespiti ve yıkım raporu hazırlanması işlerini üstlenecek. 2001de çıkarılan kanunla yapı denetimi özel kuruluşlara verilmişti. Geçmişte zaafa uğratılan kamu denetimi şimdi tamamen ortadan kaldırılıyor. Yapı denetimi hem özelleştiriliyor hem tekelleştiriliyor.

>>Mimar, mühendis ve plancıların telif ve müelliflik hakları ortadan kaldırılıyor. Bina cepheleri mimarın onayı olmadan değiştirilebilecek. Cephede yerel malzemelerin kullanılmasına ya da Osmanlı Selçuklu taklidi yapı ve sokak siluetleri oluşturulmasına karar verilebilecek.http://www.ensonhaberturkiye.com/t

Defne Yaprağını Yakıp 10 Dakika Bekleyin. Gerçekleşenlere Siz Bile İnanamayacaksınız

Résultat de recherche d'images pour "Defne Yaprağını Yakıp 10 Dakika Bekleyin."




Defne Yaprağını Yakıp 10 Dakika Bekleyin. Gerçekleşenlere Siz Bile İnanamayacaksınız 

Bazı evlerde sıradışı türden bir koku duyarsınız.

Duyduğunuz bu koku size rahatlık ve huzur verir. Oraya her gittiğinizde iyi hissedersiniz. Peki bu kokunun ne olduğunu merak ettiniz mi? Meğerse o koku defne yaprağından geliyormuş.
Defne yapraklarının insanların ruh halini iyi yönde değiştirdiği biliniyor.
Genelde yemek yapılırken çeşitli yöntemlerle kullanılan defne yaprakları ayrıca çorbalara tat da veriyor.
Antik Roma ve Yunanistan’da da defne yaprağı tıbbi amaçlarla kullanılıyordu.
Defne yaprakları sadece yemeklerle tat vermiyor aynı zamanda insanları iyileştiriyordu. Kurumaya bırakılan defne yaprakları daha sonra parçalanarak su ile karıştırılıp içilerek çeşitli hastalıklara derman oluyordu.
Defne yaprakları defne ağaçlarından toplanır. Defne ağacı ise günümüzde umut, başarı ve kahramanlığın simgesi haline gelmiştir.
Defne yaprakları sakinleştirici etkilerinin yanında ağrı kesici, iltihap sökücü ve böbrek taşlarını önleyici olarak da kullanılıyor.
Antibakteriyel özelliği olan defne yaprağı içerdiği ökaliptol maddesi ile nezle ve gribin belirtilerini azaltıyor.

Defne yaprakları ile evinizde de mucizeler yaratmak mümkün.
Tek ihtiyacınız olan şey çakmak, kurutulmuş defne yaprağı ve çelik bir kap. Defne yapraklarının çabuk yandığını göz önünde bulundurmanız gerekiyor.
Defne yaprağını tutuşturduktan hemen sonra odanın içine sinen rahatlatıcı bir koku hissedeceksiniz.
10 dakikanın ardından tamamen gevşediğinizi hissedeceksiniz.
Defne yapraklarının verdiği gevşeme ve huzurun metil öjenol ile alakalı olduğunu tahmin ediliyor.
Evinizin biraz güzel kokması fena olmazdı değil mi?

kaynak: https://anetteinselberg.com/2017/02/26/defne-yapragini-yakip-10-dakika-bekleyin-gerceklesenlere-siz-bile-inanamayacaksiniz/

GDO’lu Domates Nasıl Anlaşılır?






GDO’lu Domates Nasıl Anlaşılır?
GDO’lu domates nasıl anlaşılır? Zehir ile besleniyoruz! Farkında olmadan GDO’lu domates mi yiyoruz? İşte 2 adımda genetiği değiştirilmiş domatesi anlamanın yöntemi.
Meyve ve sebzelerin çoğunda vücudumuz için çok zararlı maddeler bulunuyor. Biz size bu haberimizde domatesin hangisinin doğal yolla yetişmiş, hangisinin dışarıdan müdahale edilmiş genetiği değiştirilmiş domates olduğunu anlama yöntemini açıklayacağız.

GDO’lu besinlerin amacı sıcağa, zararlı böceklere karşı dayanıklı olmasını sağlamak, Raf ömrünün uzun olmasını sağlamaktır. Fakat her yiyeceğin doğal olanı size önerimizdir. Tüketicilerin bilinçlenmesi için bu haberimizi çok önemsiyoruz. Frankeştayn yiyecek denilen bu doğal olmayan domatesler sağlık açısından çok zararlıdır. GDO’lu domatesler aslında melez kurbağa genlerinden oluşmaktadır!
Bu ürünlerin hangisinin GDO’lu olduğunu anlamanın en kolay yolu, üreticiler her sebze ve meyveye 5 haneli bir kod verirler, siz de manavlarda pazarda etiketlerde görmüşsünüzdür , ya da dikkatinizi çekmiştir.
GDO’lu domates nasıl anlaşılır.
Organik olan ve doğal yollarla yetiştirilmiş, sağlıklı olan ürünlerde bu beş basamaklı kodun en başında 9 olur ve diğer kısımlar ürüne göre değişir. Bizim için önemli kısım başında 9 bulunması!
Genetiği Oynanmış, değiştirilmiş olan sebze ve meyvelerde ise en başta 8 rakamı bulunur. Amerika’da 100 e yakın ürüne devlet izin vermiş ve genetiği değiştirilmiş ürünler piyasaya sürülmüştür.
Bir çok Avrupa ülkesinde ise GDO kesin ve katı kurallar ile yasaklanmıştır. Çok büyük ceza ve yaptırımı bulunuyor.
Örnek verecek olursak GDO girişinin yasak olduğu ülkeler: Avusturya, Fransa, Almaya, Yunanistan, Macaristan ve Luxemburg. Başka ülkelerde de yasak bulunuyor fakat bu saydığımız ülkelerde %100 yasak vardır, diğer ülkelerde bu oran değişmektedir.
Lütfen siz de geleceğiniz için, sağlığınız için ve evlatlarınız için GDO’lu ürünleri kullanmayın ve barkodun başında 8 olan değil 9 olan ürünleri satın alamaya özen gösterin. Doğal ve organik ürünlerin daha pahalı olduğu gerçeğini de hatırlatmamıza gerek yok, alım gücünüz doğrultusunda sağlıklı beslenmeye özen gösterin.

NASA ile Ortak Çalışan Şirketin CEO’sundan Beyin Yakan Açıklama: Uzaylılar Aramızda Yaşıyor!



NASA ile Ortak Çalışan Şirketin CEO’sundan Beyin Yakan Açıklama: Uzaylılar Aramızda Yaşıyor!
Uzaylıların varlığına dair akıl bulandıran iddialar da teoriler de bitmiyor bildiğiniz gibi.

Belli bir kesim tarafından uzaylıların varlığıyla alakalı kesin ve iddialı açıklamalar gelirken, bir diğer kesim tüm bunların insanları bir anlamda kandırmak, oyalamak adına ortaya atılan safsatalardan öte olmadığını söylüyor.
Uzaylıların varlığına inanan birçok insanın arkasına sığındığı bir argüman var, bu uçsuz bucaksız evrende yalnız olamayacak kadar değersiz varlıklar olmamız. Bu argümanı ispatlamak adına da son dönemlerde pek çok proje hayata geçirildi. Bildiğiniz gibi bu projelerin belki en önemlisi de SETI.
Uzaylıların varlığını kabul eden herkesin aklında ise tek bir soru var, “Herkes nerede?”

Sahiden, insan aklını en çok bulandıran soruların başında bu geliyor, herkes nerede?

Gelin, öncelikle mikro sayılabilecek ölçekte ufak bir düşünce gezisine çıkalım…
Açık bir gecede gördüğümüz gökyüzünü, uçsuz bucaksız bir derya olarak algılarız. Ama aslında sadece çok yakın komşularımızı görmekteyizdir. En açık gecelerde dahi gördüğümüz yıldız sayısı 2500’i geçmez. 2,500 yıldız, galaksimizde bulunan tüm yıldızların yüz milyonda biridir. Bu 2,500 yıldızın hemen hepsi bize 1,000 ışık yılından daha yakındır. 1,000 ışık yılı ise Samanyolu galaksisinin çapının %1’idir.
Yani aslında şuna bakmaktayız
Yıldızlar ve galaksilerden bahsederken, insanları üzerinde düşünmeye sürükleyen ve zihinleri uzun süredir meşgul eden şu soru akla geliyor: “Bizden başka akıllı yaşam var mı?”
Bu soruya cevap vermek için yola çıkan NASA’nın iş ortaklarından olan Bigelow Aerospace’in CEO’su Robert Bigelow, uzaylılarla alakalı ilginç bir iddiayı ortaya attı.
Bigelow’a göre uzaylıların varlığı ile alakalı sorulara yanıt aramamıza gerek yok çünkü, uzaylılar zaten Dünya’dalar ve aramızda yaşıyorlar.


Halen Uluslararası Uzay İstasyonu için şişirilebilir yaşam alanı üreten şirketin CEO’su olan Bigelow’la yapılan röportajın satır başları şöyle:

Muhabir: Uzaylılara inanıyor musunuz?

Robert Bigelow: Elbette inanıyorum, uzaylıların varlığı ile alakalı hiçbir şüphem yok.

Muhabir: Peki, UFO’ların Dünya’yı ziyaret ettiğine inanıyor musun?

Robert Bigelow: Ortada bir gerçek var, o da uzaylıların var olduğu. Onların varlığını ortaya çıkarabilmek için milyonlarca dolar harcadım ve kendi çapımda başarılı oldum da diyebiliriz.
Muhabir: Peki, kamuoyuna UFO’lara inandığınızı açıklamayı riskli görmüyor musunuz?
Robert Bigelow: Hayır, hiçbir risk görmüyorum.

Röportajın en ilgi çekici noktası ise şöyle:



Muhabir: Madem paranızı bu yolda harcayacak kadar ileri gittiniz, sizce uzaylılarla iletişime geçebilecek miyiz? Nerede onlar?

Robert Bigelow: Uzaylıları bulmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Onlar tam olarak burnumuzun dibinde, bu Dünya’da bizimle birlikte yaşıyorlar…

“Peki, bu konuda hükümetlerce ya da diğer dünya devletlerince elde edilmiş ne gibi dökümanlar var?” diye soracak olursanız eğer:


ABD Savunma Bakanlığı’nın, İran’da 1976 yılında yaşanan bir olay hakkında hazırladığı raporda şunlar yazıyor:

“F-4 uçağımız, 45 kilometre uzağında tanımlanamayan bir objeye rastladı ve pilotlar, uçağın tüm donanımının ve iletişim araçlarının kontrolünü kaybetti. Objeden uzaklaşmaya başladığımızda ise artık bir tehdit olarak algılanmamış olacağız ki tüm cihazlar tekrar işlemeye başladı.

Eski CIA Başkanı Roscoe Hillenkoetter (1960) ise şunları söylüyor:

“Görünenin aksine, pek çok yüksek rütbeli hava subayı UFO’lar konusunda endişeli. Ancak devletler öylesine bir gizlilik içindeler ki, toplum genel olarak UFO’ların gerçekliğine inanmıyor, hatta alay konusu ediyor.”

Bigelow’un iddia ettiği gibi uzaylılar aramızda yaşıyor mu bilinmez, fakat yaşamadıklarını da söyleyemeyiz…

Tek bildiğimiz şey şu:

“Evrende yalnız olduğumuzu düşünmek, okyanustan sadece bir bardak su alıp ve bu suya bakıp balinalar yok demekle aynı şey.” – Carl Sagan 



Bağırsakları Temizleyen Muhteşem İkili







Bağırsakları Temizleyen Muhteşem İkili
Sindirilemeyen yiyeceklerin bağırsaklarda birikerek zehir üreten mukus oluşumuna sebep olduğu biliniyor. Bu zehir kana karışıp bütün vücudumuza yayılıyor ve bizi zehirliyor.
Bu nedenle kolon ve bağırsakları temizlemek çok önemli.

Aşağıda size evde yapabileceğiniz çok pratik bir tarif sunuyoruz. Bu karışım vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor ve sindirim sistemini düzenliyor.
Herkesin yapabileceği hazırlaması çok kolay bir tarif. Sadece iki malzemeye ihtiyacınız var!
2 yemek kaşığı bal
2 yemek kaşığı elma sirkesi

İki malzemeyi bir bardağın içinde karıştırın ve buzdolabına koyup 15 dakika bekletin. Boş mideye bu karışımı için. Kolon ve bağırsak temizliğine ihtiyaç duyduğunuz her zaman bu karışımı içebilirsiniz.
Çok güçlü bir içecek olan bu karışımın başka bir çok faydası da bulunuyor. Bunları da şöyle sıralayabiliriz:


Kan basıncını düzenler
Kolestrolü düşürür
Diyabeti önler
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Enfeksiyonlara karşı savaşır
Kolon kanserini önler
Metabolizmayı ve sindirim sistemini hızlandırır
Kilo vermeye yardımcı olur
Kan dolaşımını düzenler
Endokrin fonksiyonlarını geliştirir
kaynak: https://hayatbilgileri.com/pratik-hayat-bilgileri/bagirsaklari-temizleyen-muhtesem-ikili/


Hintli bir ermiş Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.







Hintli bir ermiş Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış:
“İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş:
Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz…
Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder


kaynak: https://anetteinselberg.com/2017/04/12/ogrencilerine-donup-insanlar-neden-birbirlerine-ofke-ile-bagirirlar-diye-sormus/

Kadınlara daha az miras verilmeli







Kadınlara daha az miras verilmeli
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan, AKP Brüksel Siyaset Akademisi’nde “Dünyada Müslüman kadın algısı ve eşitlik mücadelesi” konulu ders verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan, AKP Brüksel Siyaset Akademisi’nde “Dünyada Müslüman kadın algısı ve eşitlik mücadelesi” konulu ders verdi. Sümeyye Erdoğan, İslam’da kadınla erkek arasında adalet olduğunu söylerken şu ifadeleri kullandı:
“Mesela bu miras konusu sık sık gündeme getirilir. Niye erkek çocuğa daha çok, neden kız çocuğa daha az miras düşüyor denir. Ama bunu incelediğimizde erkeğe evi geçindirme sorumluluğu verilirken kadına böyle bir sorumluluk verilmediğini, doğal olarak erkeğe daha çok miras düşmesinin normal, hakkaniyetli ve adil bir durum haline geldiğini görürüz.
Mesela evli kadın ve erkek ikisi de çalışabilir ama bu halde bile erkek mutlaka kazandığından eşine vermek zorunda ama kadın gelirini nasıl harcayacağına kendisi karar verir.”
Sümeyye Erdoğan “kadın erkek eşitliği” söylemine de karşı çıkarak, “Batı kültüründen beslenen cinsiyet eşitliği söylem de bunu kabul etmese dahi standart, tek tip bir kadın erkek dünyası öngörürken cinsiyet adaleti denge, insaf ve hakkaniyet gibi kavramları tedavüle sokar.
Dil düşüncenin evidir. Bu nedenle kullandığımız, zihnimizi adeta kiraya verdiğimiz kavramlar ve ifadeler üzerinde biraz düşünmeli, bu kavramları sorgulamalıyız” dedi.


Odatv.com

Emine Erdoğan’ın katıldığı Yerel tohum buluşmasında ısrail menşei kimyasal tohum reklamı yapılıp dağıtıldı



Emine Erdoğan’ın katıldığı Yerel tohum buluşmasında ısrail menşei kimyasal tohum reklamı yapılıp dağıtıldı
Emine Erdoğan’ın katıldığı İzmir Kemalpaşa’da düzenlenen 1. Yerel Tohum Buluşması’nda kimyasal tohum dağıtıldı

Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Tarım Bakanlığı’nın düzenlediği 1. Tohum Buluşması’na dikkat çekerek, “Politikalar şirketleri destekliyor. Ancak yerel tohum hareketini durdurmak mümkün değil” dedi.

Yurt Gazetesi’ndeki köşesinde tohumculukla ilgili politikaları da eleştiren Prof. Dr. Özkaya, etkinlikte kimyasal tohum dağıtıldığına dikkat çekti: “Etkinlikte bir miktar da tohum dağıtıldı. Bir kısmının kimyasallarla boyanmış olduğu görüldü ki yerel tohumda bu işlem yapılmaz.”
Yazının tamamı şu şekilde:

31Mart 2017’de İzmir Kemalpaşa’da oldukça alışılmamış bir etkinlik gerçekleşti. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından gerçekleşen 1. Yerel Tohum Buluşması adlı etkinliğe Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan da katıldı. Hâlbuki 2010 yılından bu yana birçok il ve ilçede defalarca yerel tohum takas şenlikleri/etkinlikleri) yapılmıştır.
Birinci denilen bu etkinlik bakanlığın ilk etkinliğidir. 2006 yılında çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile bakanlığın geçenlerde gönderdiği bir yazıda da itiraf ettiği gibi köylünün yerel tohumları ve bunlardan üretilen fideleri satması yasaklanmıştı.
Bu yasa şüphesiz çoğunluğu yabancı tohum şirketlerinin çıkarına hizmet ediyordu.
Yasanın çıktığı on yıldır birçok yerel tohum şenliği yapılmasına karşın, ikincisi resmi kurumlarca engellemeye çalışılmış, sonrakilere bir araştırma enstitüsü ve birkaç tarım il ve ilçe müdürlüğü dışında kamu yönetimi ilgisiz kalmıştı.
Belediyeler ise desteklemişlerdir. Şimdi on yıl sonra ne değişti ki bakanlık bizzat kendisi bir yerel tohum etkinliği düzenliyor? Bunun temel nedeni bu geçen on yıldır ülkede yerel tohumu savunma yönünde güçlü bir kamuoyunun oluşmuş olmasına karşılık, yakında tohum şirketleri lehine yeni bir tarım politikasının belirlenmekte olmasıdır. Öncelikle kamuoyundaki ciddi bilinçlenmenin zihinsel bir hegemonya yaratmış olduğu bir gerçektir. Bakanlık bu hegemonyaya karşı çıkacak morali gösteremiyor.
Emine Erdoğan’ın konuşmasını okurken on yıldır bu konuda konuşma yapan bir yerel tohum üreticisini/eylemcisini dinliyormuş gibi hissediyoruz. Şu sözlerin altına hepimiz imza atarız şüphesiz: “Gıda konusu küresel kapitalizm elinde bir silaha dönüşmüştür…Tarımsal verimliliğin ancak kimyasallarla mümkün olduğu iddialarına karşın, dünyada gıda kıtlığından çok gıdaya erişim sorunu vardır.”
Etkinlikte bir miktar da tohum dağıtıldı. Bir kısmının kimyasallarla boyanmış olduğu görüldü ki yerel tohumda bu işlem yapılmaz. Tarım Bakanlığı bir süredir yeni bir politika belirlemeye çalışıyor. Tahıllar, baklagiller, yem bitkileri ve yağlı tohumlarda sertifikalı (büyük ölçüde şirketlerce üretilen) tohumları almayanlara tarım desteklerini vermemeyi planlıyor.
Bunların en başında da mazotun yarısının devlet tarafından ödenecek olması geliyor. Bu politika değişikliklerinin tohum şirketleri tarafından istenildiğini bu kuruluşların temsilcilerin medyaya yaptıkları açıklamalardan çok net bir şekilde biliyoruz. Tarım Bakanlığı bir yandan bu etki altındadır. Diğer yandan bakanlık kamuoyunun da baskısını hissetmektedir.
Tarım Bakanlığı yetkilileri 5 dekarın altındaki işletmelerin bu uygulamadan muaf tutulacağını, yani bunlara bu desteklerin sertifikalı tohum kullanmasa da verileceğini söylemekte ve yazmaktadırlar. Bakanlık yerel tohumun bu işletmelerle korunacağını ileri sürmektedir.
Bunun dışında bakanlık yetkilileri; yerel tohum ile üretilen bazı ürünleri (örneğin İspir fasulyesi gibi) yetiştiren çiftçileri de bu uygulamadan ayrı tutacaklarını (yani bunlara da destekleri vereceklerini) söylemiş iseler de Buğday Derneği’ne yazdıkları bir yazıdan da anlaşılacağı gibi bu fikirlerinden caymak istedikleri anlaşılmaktadır.
Diğer yandan aynı yazıda ve bizzat bana da söylendiği gibi yerel tohumların da bir şekilde sertifikalandırılacağı ifade edilmektedir. Yerel tohum ve bunlardan fideler üreten çiftçilerin bürokrasiye ve harçlara boğulmadan sertifikalanmalarını önerdik. Ancak yazılardan ve açıklamalardan bu alanda da gene şirketlerin güçlendirileceği anlaşılmaktadır. Kısacası yerel tohumun tabutuna yeni bir çivi çakılmak üzeredir.
ABD gibi ülkelerde yerel tohumların benzer politikalar ile bazı türlerde yüzde yüze yaklaşan oranlarda kaybolduğu bilinmektedir. Birçok çeşit bir daha ulaşılamayacak şekilde dünyadan yok olmuştur.
Tarım Bakanlığı iki baskı arasında sıkışmıştır. Bir yandan tohum şirketleri bastırmaktadırlar. Diğer yandan Türkiye halkı ezici çoğunluğu ile yerel tohumların önemine inanmakta ve bunların korunması ve geliştirilmesini istemektedir.
Dünyanın ilk tarım devrimine beşiklik etmiş bir coğrafyanın (verimli hilal) bir parçası olan bu ülke vatandaşlarına da bu yakışır. İşte Bakanlığın Tohumculuk Kanunu’ndan on yıl sonra 1. Yerel Tohum Etkinliğini düzenlemesinin ardında bu etkiler yatmaktadır diye düşünüyorum. Bakanlığın yerel tohumdan yana olduğu yönünde bir algı yaratılmak isteniyor.
Ancak ne yazık ki tarım politikaları tohum şirketlerini artarak desteklemeye devam ediyor. Yerel tohum hareketini durdurmak mümkün değil





KARABASAN NEDİR Sadece Karabasanla imtihan olanların anlayabileceği 13 şey





KARABASAN NEDİR 
Sadece Karabasanla imtihan olanların anlayabileceği 13 şey
Kimimiz için sadece bir kabus, kimimiz için ise bilinmeyen bir korku dünyası... Karabasan yani bilimsel adıyla "Uyku felci", aslında bir çeşit uyku rahatsızlığı. Bu rahatsızlığı çok sık yaşayanlar ise tahmin edemeyeceğimiz acılar çekiyorlar. Bu listeyi o acıyı bilenler anlar. İşte kendisine Karabasan tebelleş olmuş olanların anlayabileceği 13 şey!
Korkmak, her insanın yaşadığı ancak kolay kolay itiraf edilemeyen bir duygu. Korku filmlerini izleyip izleyip, yatağımızın altından canavarlar çıkacak sanırız ya, işte o sahneye en yakın olduğumuz andır Karabasanlar. Bir çok kişinin, tedavi ve destekle üstesinden gelebildiği bu uyku rahatsızlığını yaşayanlarla empati kurabilmenizi sağlayacak bir liste hazırladık...
1. Haram olan Rem uykusu
Rüya görürken Rem uykusu dediğimiz bir süreç yaşarız. Bu süreç içerisinde göz ve solunum yollarımız dışında tüm kaslarımız geçici şekilde felç olur. Eğer vücudumuz böyle bir durum yaşamasaydı, rüyamızda yaptığımız hareketleri yaparak kendimizi tehlikeli bir durum içerisine sokabilirdik. İşte bu felç sırasında eğer zihnimiz uyanırsa ancak kas sistemimiz bu uyanışı yaşayamazsa kendi vücudumuzun içerisinde tutsak kalırız. Karabasanın en temel sebebi REM uykusu sırasında, uyanmamıza rağmen, fizyolojik felcimizin çözülmemesidir. Düşünsenize tutsak kalabileceğiniz en kötü yerin kendi vücudunuz olabileceği aklınıza gelir miydi?
2. Yorgunluğun ceremesi
Bahsettiğimiz bu bozuk Rem uykusu düzeninin belli başları sebepleri vardır. Bu sebeplerin başında da yorgunluk gelir. Yorgun bir vücudun Karabasana maruz kalması yüksek bir ihtimaldir. Genelde ağır işlerde çalışan insanların yaşadıkları karabasan sorunu, iş değişikliğiyle çözülebilmektedir. Şimdi bir durun ve kendinizi gözden geçirin, yorgun olmadığınız halde sürekli karabasan mı musallat oluyor? O zaman sorun başka bir yerlerde olabilir...
3. Yanlış yatış pozisyonunun sonuçları
Yorgun olmasanız bile, eğer nefes alışınızı zorlaştıracak bir şekilde yatarsanız ki bu çok sık karşılaşılan bir durumdur, karabasanın size dadanması muhtemeldir. Misal, almışsınız kitabınızı kanepeye uzanmışsınız, boynunuz bükük bir şekilde okurken sızıp gitmişsiniz... Aldınız başınıza belayı! Rahat nefes almanıza engel olan bu yatış biçimi, göğsünüzde bir ağırlık ve üstünüzde bir karaltı olarak size sonuçlar çıkartacaktır.
4. Diğer faktörler
Diyelim yorgun değilsiniz ve gayet konforlu bir şekilde yattığınızı düşünüyorsunuz ancak yine de karabasan size musallat oluyor. O zaman ya stres altındasınız, çevre ve yaşam tarzınızda ani bir değişiklik olmuş ya da uyku etkisi olan bir kimyasal kullanmışsınız demektir. Bunların yanında uyku öncesi ağır bir yemek yemiş ya da çok aç bir şekilde uykuya dalmış olabilirsiniz. Göreceğiniz üzere gün içerisinde başınızdan geçen en ufak şeyler bile Karabasan olarak size geri dönebiliyor.

5. Karabasanın tasviri
Tıp'a saygımız sonsuz ancak dünyanın her yerinde herkesin aynı şekilde gördüğü tek rüya karabasandır. Ak sakallı dedeyi bu konunun dışında bırakacak olursak, tüm kültürlerde ortak tasvir edilen tek rüyadır. "Karanlık bir varlığın göğsünüze oturması, boğazınızı sıkması, nefes alamamanız ve hiçbir yerinizi kıpırdatamıyor olmanız yetmiyormuş gibi yardım da isteyemediğiniz bir durumda yaşadığınız dehşet" olarak hangi toplumdaki insanlara anlatırsanız anlatın, yaşadığınız şeyin ne olduğunu bileceklerdir. Burada ilginç bir nokta şudur, bilirsiniz hepimiz ağır bir uykuya dalmadan önce garip şekilde yüksekten düştüğümüzü hissederiz. Bunu bilim insanları, ağaçlarda yaşayan atalarımızdan korkuların genetik yollarla bize aktarılmış olmasıyla ilişkilendiriyorlar. Peki ya atalarımızdan bize miras kalan tek rüya hali bu değilse? Karabasan dediğimiz şey de pekala geçmişte atalarımızın maruz kaldığı bir tecrübe olarak bize aktarılmışsa?

6. Sessiz çığlıklar
Karabasan yaşayan insanların hemen hepsinde görülen bir başka durum da, karabasan sırasında çığlık atmaya çalışıp atamamalarıdır. Bu durum kişiye o kadar büyük bir dehşet yaşatır ki, yüksek sesle bağırarak uyanan bir çok kişinin, kendi içlerinde çıkardıkları sesten kulaklarının çınladığı olur. Bir düşünün, boğulduğunuzu hissediyorsunuz, yardım istemek için bağırıyorsunuz ama o ses sadece kendi içinizde yankılanıyor!
7. Karanlıktan gelen sesler
Karabasan sırasında yaşanan bir başka durumda, genelde fısıltı olarak karanlıktan gelen seslerin yarattığı korkudur. Bu sesleri bilim insanları, "sanrı" olarak nitelese de, karabasan yaşayanların ortak tasviri bu seslerin bilinmeyen bir dilde ve korkutucu bir ses tonuyla çıkartıldığı yönündedir. Bu tecrübeyi yaşayan farklı kültürlerden insanların söz konusu bilinmeyen dil hakkında yaptıkları tanımlamalar birbirine son derece yakındır.
8. Fiziksel etki

Çok sık rastlanmasa da, Karabasan çöken bazı kişilerin uykusunda garip bir şekilde hareket ettikleri görülebilir. Aslında bu durum tamamen fizyolojik felcin çözülürken vücuda yaşattığı bir tepkimeden ibaret olsa da, kişi bunu üstüne çöken varlığın yaptığına inanabilir. Bu durumun psikolojik olarak ağır hasar verdiğini eklemek gerek ve bu yönde tecrübeleri olanların acilen bir uzman yardımına başvurmalarını tavsiye ederiz.

9. Üç harfliler
Yabancı kültürlerde iblis, İslam kültüründe ise üç harfliler olarak anılan bazı varlıkların Karabasana sebep olduğu düşünülür. Ancak bunlar bilimsel temele dayanmayan iddialardır. Karabasanın ; Karav, Karakura, Kamos, Haragah gibi adlara sahip bir varlık olduğu yaygın bir inanıştır. Kutsal kitaplarda adı geçen ve "Cin" olarak tabir edilen varlıklarla Karabasan arasında kurulmaya çalışılan bağların herhangi bir kanıtı bulunmamaktadır. Hurafe bunlar inanmayın...
10. Gölgeler
Karabasan yaşayan kişilerin ortak tecrübelerinden biri de, uyudukları oda içerisinde bir çok gölgenin dolaştığını görmekte olmalarıdır. Bu gölgelerin korkutucu görünümleri vardır ve kötü olduklarını hissettirirler.
11. Dünyadan örnekler
Çinler karabasanı ;"Yatağa basan hayalet" , Japon kültüründe "Kutuya hapseden hayalet" , Kuzey ülkelerinde "Yaşlı cadının ziyareti", Latin Amerika'da " Tepeye tırmanan ölü" , Avrupa'da "Cadı basması" , Kuzey Amerika'da "İnsana binen cadı" olarak tanımlanır. Karabasan sırasında gördükleri şeyler birbirinin aynısıdır ve yaşadıkları korkular ortaktır. Türkiye'de ise insanımız karabasan gibi ciddi bir rahatsızlığa hala "Kara basma iz olur..." türküsünü söyleyecek kadar bayağı bir yaklaşımla bakmaktadır. Dalga geçilecek şey mi bu Allah aşkına!
12. Uzaylı kaçırmaları
Bilim insanlarının ortak noktada buluştuğu bir başka nokta da, uyurken uzaylılar tarafından kaçırıldığını söyleyen kişilerin aslında Karabasan gördüklerini düşünüyor olmalarıdır.

13. Korku seansının öbür yüzü
Karabasan her ne kadar bilimsel olarak rahatlıkla açıklanabiliyor olsa da, literatürde Karabasan sonrasında vücudunda garip yaralar oluşan insanlar da yer alır. Bunlar yaşanan sıkıntıya bağlı kılcal damar çatlamaları ve zona olarak tanımlanır. Ancak göğsünüzün üstüne çökmüş bir karanlık, size zarar vermek için hala bir yerlerde uyuya kalmanızı da bekliyor olabilir, bizden söylemesi. Ayağınızı denk alın...



http://www.radikal.com.tr/radikalist/sadece-karabasanla-imtihan-olanlarin-anlayabilecegi-13-sey-1209119/

Fethullah Gülen Alman kanalına : Darbe'nin nasıl ve kim yaptığını anlatıyor. Video ve haber



Fethullah Gülen Alman kanalına : Darbe'nin nasıl ve kim yaptığını anlatıyor.
Video ve haber

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçlanan Fethullah Gülen, Alman ZDF kanalına konuştu. Gülen, uzun zamandır listelerin hazırlandığını, ancak tasfiye için Erdoğan'ın uluslararası kamuoyunu ikna etmek maksadıyla darbe girişimini tertiplediğini iddia etti. Gülen, 15 Temmuz darbe girişimi için "senaryo" dedi.


BBC ve WDF ZDF haberlerine göre Gülen, darbe gecesi yaşananlar için de "yüze göze bulaştırılmış bir senaryo gibiydi" ifadelerini kullandı.
27 Mayıs ve 12 Mart gibi darbelerde kendisinin "paletler altında ezilenlerden" olduğunu ileri süren Gülen, "Türkiye'nin allahın izniyle bu badireyi de atlatacağına inanıyorum" dedi.
Gülen, darbe girişimine katılan askerlerle bağı olduğu kanıtlanırsa, tüm suçlamalara seve seve katlanacağını söyledi.
Fethullah Gülen, Türkiye hükümetine, darbenin araştırılması için uluslararası bir komisyon kurulması teklifi yaptığını da belirtti.
AKP'nin ABD'ye Gülen'in iadesi için gönderdiği belgeler için "boş kağıtlardan ibaret" diyen cemaat lideri, ABD'de adalet olduğunu daha önce gördüğünü ve yine bunu göreceğini düşündüğünü söyledi.
Gülen, Türkiye'de idamın kaldırıldığını, ancak "haya hissini kaybetmiş insanların yüzüne tükürdükten sonra" idam edilmeyi tercih edeceğini savundu.
ABD'nin kendisini "bağrına bastığını", bu nedenle "bu koca millete" saygısızlık etmemek için elini kolunu sallayarak ABD'den gitmek istemediğini söyleyen Fethullah Gülen, Erdoğan'la birkaç kez buluştuğunu, bir seferinde Erdoğan'ın kendisine Necmettin Erbakan'dan ayrılarak yeni parti kurmak, kendisinin de fikirlerini almak istediğini söylediğini aktardı.
Gülen Erdoğan'ı da "demokrasi, insan hakları, Avrupa Birliği, NATO" dediği için desteklediklerini kaydetti.
Fethullah Gülen, Erdoğan'ın güç zehirlenmesi yaşadığını iler sürerek, Cumhurbaşkanı'nın "paranoyak" olduğunu öne sürdü.



DEAŞ'ın elinden kurtulan kız: 40 kişi birden...






DEAŞ'ın elinden kurtulan kız: 40 kişi birden...

DEAŞ'ın elinden kurtulmayı başaran 18 yaşındaki
Lamiya Hacı Başar'ın hikayesi kaleme alındı. Genç kızın hayat hikayesinin her anı kan donduracak cinsten...



Daily Mail’den Ian Birrell, DEAŞ'ın elinden kurtulmayı başaran 18 yaşındaki Lamiya Hacı Başar’la konuştu ve onun destansı hikayesini kaleme aldı.

İşte DEAŞ'ın elinden kurtulan genç kızın kan donduran hayat hikayesi:

Sanık sandalyesinde baş eğmez bir tavırla ayakta dikiliyordu. Onu kaçıran DEAŞ üyelerinin yumruk ve tekmelere ek olarak kablolar ve silahlar kullandığı bir başka acımasız dayağın ardından ağzı burnu kan içinde kalmış, vücudu morluklarla dolmuştu.
Lamiya Hacı Başar bir kez daha işkencecilerinden kaçmaya çalışmış ve Ezidi genç kadın, bir kez daha yakalanmıştı.
"Musul şeriat mahkemesi"nde bir "kadı"ona bakıyordu. Lamiya’nın sürekli kaçmaya çalıştığı söylendikten sonra – bu kez terör grubunun kaçırdığı birçok başka kızla birlikte kaçmaya çalışırken yakalanmıştı – "kadı" kararını açıkladı.

"TEK AYAĞIMI KESERSENİZ ÖTEKİYLE YİNE KAÇARIM"

‘Beni ya öldürmeleri ya da kaçmamı engellemek için ayağımı kesmeleri gerektiğini söyledi,’ diyor Lamiya.
Peki böylesine dehşet verici bir cümleye tepkisi ne olmuştu?

‘Tek ayağımı keserseniz ötekiyle gene kaçarım dedim. "Kadı"ya asla vazgeçmeyeceğimi söyledim. Onlar da ‘Sen kaçmaya devam edersen, biz de işkence yapmaya devam ederiz,’ dediler.
Muazzam bir cesaret örneği sergilemişti ama bu onun karakterinde vardı. Sonunda hayatı ve ayakları, onu yeni ‘sahibe’ satacağını söyleyen üst düzey bir DEAŞ üyesi sayesinde kurtuldu.
Lamiya barbar fanatikler tarafından seks köleliğine maruz bırakılan, hayvanlar gibi pazar yerlerinde satılan, taciz edilen binlerce Ezidi kadından biriydi. Korku, ıstırap ve saldırılarla dolu bu hayat daha bir yıl devam edecekti. Yaralı "cihatçıları" tedavi etmediği zamanlarda kaçırılan kadın ve çocukları alıp satan zalim bir "askeri doktor"un elinde tutsaktı.

AİLESİNİ GÖZÜNÜN ÖNÜNDE KURŞUNA DİZDİLER

Lamiya, kaçışı da acı dolu ve trajik olmasına rağmen artık özgür. Yüzünde, ruhundaki derin psikolojik yaralara eşlik eden derin fiziksel yaralar bırakan bir patlamada yaralandı.
Onunla Almanya’daki sakin bir otelde buluştum. Orada bu sıra dışı, yumuşak sesli genç kadın bana kendi hikayesini anlattı – insanın en kötü kabuslarının bile ötesinde bir vahşet hikayesi.
Babası ve erkek kardeşlerinin kurşuna dizilmesine şahit oldu, zalim katiller tarafından köle yapıldı ve ardından neredeyse iki yıl boyunca bir dizi yaşlı adamın dayak ve tecavüzüne maruz kaldı.

40 FANATİK TARAFINDAN TOPLU TECAVÜZE UĞRADI

DEAŞ'ın Suriye ve kuzey Irak’taki merkezinde sıkışıp kaldığı süre boyunca Lamiya çocukların seks kölesi olarak yaşlı adamlara satıldığını gördü ve intihar bombacılarının hazırlanmasına yardım etmeye zorlandı. Öyle bir an geldi ki Lamiya bir odaya atılıp 40 fanatik tarafından toplu tecavüze maruz bırakıldı. Yine de kırılmadı. ‘Bu adamlar canavardan da beter,’ diyor. ‘Bu yüzden güçlü kalmayı sürdürdüm, çünkü bana verdikleri hayatı değiştirmek istiyordum.’
Şimdi, gösterdiği bu muazzam cesaretin ardından, kendi cinsiyeti, bölgesi ve dini açısından alışılmadık bir şey yapıyor ve başına gelen korkunç şeyler konusunda çekinmeden konuşuyor.

AB'NİN EN ÜST DÜZEY İNSAN HAKLARI ÖDÜLÜNÜ ALDI

Hala sadece 18 yaşında olduğuna inanmak güç. Lamiya’nın duruşu geçtiğimiz ay AB’nin en üst düzeydeki insan hakları ödülü olan Sakharov Ödülü ile taltif edildi. Seks kölesiyken kurtulan bir başka kadın olan Madya Murat da bu ödülü aldı.
Hikayeleri tüm dünyaya onlar gibi daha nice Ezidi kadının, onları kadim inançları nedeniyle kâfir ilan eden yobazların elinde hala aynı dehşeti yaşadığını hatırlatıyor.
400.000 kişilik Ezidi toplumu, kadim Ortadoğu geleneklerini birleştiren dinleri, mavi bir tavus kuşu biçimini alan bir meleği kutsal saydığı için, şeytana taptıkları gerekçesiyle aşırı dinci terör örgütü DEAŞ militanları tarafından zulme tabi tutuluyorlar. Dramları ilk kez 2014’te haberlere çıktı.

ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORDU

Lamiya Kuzey Irak’ın Ezidi köyü Koço’dan geliyor. Köyün 1800 sakinine DEAŞ tarafından İslam’a geçmeleri, yoksa öldürülecekleri söylenmiş. O zaman kadar mutlu bir çocukluk yaşıyormuş. Zengin bir ailenin sahip olduğu büyük ve güzel bir çiftlikte büyüyormuş. Okula gitmiş, çok çalışmış ve öğretmen olmak istiyormuş.
‘DAİŞ’i televizyonda ilk duyduğumda, bunun yeni bir hayvan olduğunu sanmıştım,’ diyor, ne kadar küçük olduğunu vurgulamak için. ‘Bir terör çetesi olduklarını bilmiyordum.’
DEAŞ Koço’nun 80 mil batısında bulunan Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u işgal ettiğinde, büyükler köylerinin iki ateş arasında kalabileceğini fark etmişler ama kendileri gibi barışçıl sivillerin hedef alınacağı akıllarına gelmemiş. Ama Ağustos 2014 başında, yakındaki Sincar şehrini ele geçirdikten sonra DEAŞ militanı dolu iki araç köylerine gelmiş.

"ÇOK KORKMUŞTUM AİLEMİ, CANIMI DÜŞÜNÜYORDUM"

‘Bize din değiştirmemizi söylediler ama zarar vermeyeceğiz dediler,’ diyor Lamiya. Köy kuşatılmış ama birkaç aile kaçmayı başarmış.
Ardından 15 Ağustos’ta, siyahlar içinde erkeklerden oluşan kalabalık bir grup köyü basmış, köy sakinleri bunlardan bazılarının komşu kasabalardan olduğunu tanımışlar.
Herkes okula götürülmüş, üzerlerinde ne varsa alınmış ve kadınlar birinci kata çıkarılmış. ‘Çok korkmuştum. Babamı, ailemi, canımı düşünüyordum,’ diyor Lamiya. ‘Sonra tüm erkeklerimizi götürdüler – babalar, oğullar, kardeşler.’
Babası ile iki erkek kardeşini son görüşü olmuş bu. DEAŞ korku içindeki kadınlara erkeklerin birçok Ezidi’nin sığındığı Sincar Dağı’na götürüldüğünü söylemiş.’On dakika sonra silah sesleri duyduk,’ diye hatırlıyor Lamiya.

ERKEKLER KASABANIN ORTASINDA KATLEDİLDİ

Erkekler kasabanın sokaklarında katledildiler. Ardından kadınlar ikiye ayrıldı: evli kadınlar ve küçük çocuklar Tel Afer yakınına götürüldü. Bekar kadınlar ile küçük kızlar ise Musul’a gönderildi. Yaşlı kadınlar ertesi gün kurşuna dizildi.

SEKS KÖLESİ ALIP SATMAK İÇİN BİNA KULLANMIŞLAR

Lamiya üç kız kardeşi ile birlikte kendilerini bekleyen kaderin ne olduğunu kısa süre içinde görmüşler. ‘Erkekler oramıza buramıza elleyip bizi öpmeye çalışarak saldırmaya başladılar.’
Musul’da tutsaklar benzer yaşlardaki yüzlerce Ezidi ile dolu büyük bir binaya dolduruldu. Burası militanların seks kölesi alıp satmak için kullandıkları yer çıkacaktı. ‘Erkekler sürekli kızları seçmeye geliyorlardı. Biri gitmeyi reddederse kablolarla dövülüyordu,’ diyor Lamiya. ‘O yaşlı adamların, o canavarların kızlara saldırdığını görmek çok acı vericiydi. Dokuz on yaşlarında kız çocukları bile ağlıyor ve lütfen bize bir şey yapmayın diye yalvarıyorlardı. Dehşeti size anlatamam.’
Lamiya’yı ve kız kardeşlerinden birini 40’larındaki bir Suudi adam satın aldı, onları DEAŞ'ın merkezi Rakka’ya götürdü ve çoğu zaman elleri kelepçeli vaziyette bekletti. ‘Çok kötü bir adamdı,’ diyor Lamiya.

"DİRENDİĞİM İÇİN ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTI"

‘Onunla olduğumuz üç gün boyunca bizi dövdü. Bir keresinde, ona direndiğim için boğazımı sıkıp beni öldürmeye çalıştı.’
Kız kardeşleri yumuşatmak için adam onları bir DEAŞ üssüne götürmüş ve bir odaya atmış. ‘Bize 40 kadar adam saldırdı. Aklınız almaz – bu kadar canavarın eline düşmüş iki küçük kız. Başımıza feci şeyler geldi.’
Daha sonra kızlar başka başka militanlara satılmış. Her birinden yaklaşık 100 pound alınmış. Lamiya sonunda Musul’dan gelen daha da zalim bir adamın eline düşmüş.
Kilitli bir odada tutulmalarına rağmen ilk beş kaçma girişimini apartmanda tek başınayken pencereden atlayarak yapmış. Musul’un yerel sakinlerinden biri ile karşılaşınca ondan yardım dilenmiş ve adam da onu üç gün evinde saklamış.
‘Aile bana beni gelip alabilecek akrabam var mı diye sordu ama akrabalarım da esir durumdaydı. Aile DEAŞ'tan korkuyordu, bu yüzden üç gün sonra adam iki militanı çağırdı ve bir kız buldum dedi.’

DEAŞ, KADIN SATIŞI İÇİN BİLGİSAYARLI KAYIT SİSTEMİ KURMUŞ

DEAŞ'ın kadın satışı için kullandığı bilgisayarlı bir kayıt sistemi sayesinde ‘sahibine’ hemen ulaşmışlar. Daha da beter dayak yiyeceği adama teslim edilmeden önce Lamiya altı adamdan işkence görmüş.
İkinci kaçma girişiminden sonra adam onu satmış. Lamiya’ya ‘Seninle başa çıkamamış’ dediğimde ilk kez çekingen bir şekilde gülümsüyor.
‘Her kaçmayı denediğimde bana işkence yaptı ama bu beni daha da güçlendirdi. Hiç vazgeçmedim. O kadar çok zulüm, o kadar suç gördüm ki… bu bana onlara direnmeye gücü verdi.’
Eşi ve oğlu ile yaşayan Musullu beyaz saçlı bir adam satın almış onu bu sefer. ‘Ona beni ailenin kölesi yapamazsın dedim,’ diyor Lamiya. ‘Lütfen bana orda bir şeyler yapma, dedim. Ama bana tecavüz etti.’
‘Bir keresinde karısından ve annesinden beni cinsel istismardan korumalarını istedim ama bana, ben kâfir olduğum için bunun onun hakkı olduğunu söylediler.’
Bu adam onu iki ay tutmuş. Sonrasında Lamiya adamın başka bir karısı olduğunu keşfetmiş. Almanca konuşan, sarışın, mavi gözlü, daha genç bir kadın. ‘Çok iyi biriydi ama onun bu adama razı olmuş olmasına inanamadım.’

"HER ADAM BİR ÖNCEKİNDEN BETER OLUYOR"

Başka bir kaçma girişiminden sonra Lamiya bir DEAŞ emirine devredilmiş. ‘Her adam bir öncekinden beter oluyordu,’ diyor. ‘Herkes baş belası olduğumu söylediği için daha baştan beni dövmeye başlıyorlardı. Sürekli dövüyor, sürekli taciz ediyorlardı.
DEAŞ lideri bomba yapımında uzmanmış. Musul’da araç, sıvı patlayıcı ve elektrik ekipmanı dolu büyük bir bodrumu varmış. Lamiya intihar yeleği üreten adamın yanında çalışmaya zorlanmış. Her gün 50 aracı donatacak kadar kablo bağlamayı öğretmiş adam Lamiya’ya.

Çalışırken hava saldırılarının ve civarda patlayan füzelerin seslerini duyabiliyormuş.

‘Bize de saldırsalar da ölsem diyordum,’ diyor Lamiya. ‘Çektiğim çile bitsin istiyordum. Bu korkunç yerin de yerle bir edilmesini istiyordum çünkü orada bomba yapılıyordu.’
Bodruma başka Ezidi kızlar da getirildiğinde, Lamiya onları kaçmaya ikna etmiş. Bu denemenin de başarısız olması üzerine gaddarca dayak yemiş ve şeriat mahkemesine çıkarılmış.
Sonrasında onu bir "askeri doktor" satın almış. Bu adam ona hastanesinde ayak işleri yaptırmış. Bu işleri yaparken onu denetleyebilmek için Lamiya’ya bir cep telefonu da vermiş ama Lamiya telefonu Kürdistan’daki amcasını aramak için kullanmış.
O vakit, bir Kürt cephesinin yakınında tutuluyormuş ve amcası onu ordan çıkarması için bir kaçakçıya 7500 dolar vermiş.


GECELERİ KABUSLARLA UYANIYOR

Gece boyunca Koço’dan getirilen bir başka genç kız olan Katherine ve dokuz yaşındaki Almas adlı bir kız ile birlikte yürümüşler. Ama Sabah 4 civarı, Katherine bir mayına basmış ve kendisi ile birlikte dokuz yaşındaki Almas da ölmüş. Lamiya feci şekilde yaralanmış vaziyette tek başına kalmış.
Lamiya dokuz ay önce yaşanan patlamayı çok az hatırlıyor. Kürt askerler onu hastaneye taşımışlar. Burada doktorlar gözlerinden birini almak zorunda kalmış. Amcası gelmeden önce diğer yaralarını da tedavi etmişler.
Sonrasında, çocuklara ve terör kurbanlarına yardım eden bir yardım kuruluşu olan Luftbrucke Irak (Irak Kava Köprüsü) tarafından Almanya’ya götürülmüş. Kuruluş iki ameliyata daha yardım etmiş ve bu sayede sol gözünde görme yetisini kısmen geri kazanmış. Lazer tedavisi ile de yüzündeki yara izleri yumuşatılmış.
Lamiya halen travmatik durumda, geceleri kabuslarla uyanıyor. ‘Diğer kızların çektiklerini düşünüp duruyorum,’ diyor.
Dokuz yaşındaki kız kardeşi Mayada da onların arasında. Elinde bir tek DEAŞ bayrağının önünde duran bir fotoğrafı var. Diğer beş kız kardeşi cihatçıların elinden kaçmayı başarmış.

"HALKIMI VE DİNİMİ ORTADAN KALDIRMAK İSTEDİLER"

Lamiya bir gün eğitimine geri dönmek ve üniversiteye gitmek istiyor. Ama şimdilik bu cesur genç kız dünyaya 3600 Ezidi kadının halen DEAŞ'ın elinde esir olduğunu hatırlatmak için hikayesini yüksek sesle anlatıyor.
‘Bu insanlar halkımı ve dinimi ortadan kaldırmak istediler ama ayakta kaldık,’ diyor Lamiya. ‘Benim işim bu kadınlara ve kız çocuklarına yalnız olmadıklarını söylemek. Ve bize bu kadar acı çektiren o canavarların da cezalarını bulmalarını talep edeceğiz.’


http://www.gazetevatan.com/deas-in-elinden-kurtulan-kiz-40-kisi-birden-1039819-dunya/