BİR KADINDAN DİĞER KADINA MEKTUP



Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim ve yazı
BİR KADINDAN DİĞER KADINA MEKTUP

Yaklaşık 1 milyon kez okunmuş Didem Deligönül'ün güzel bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum lütfen duygularınızı bizimle paylaşın
"Bir liste var önümde; yıllar sonra edindiğim. Senin bir kenara not düştüklerin gibi; bunlar da benim biriktirdiklerim. İster altına ekle, ister kendininkilere kat. İster dikkate al, ister kaldır at.
1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP

Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; "kocanın soyadı ile" tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey - eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse - alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki "izne" vs'ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA

Kocan sana diyecek ki "Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi." Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra "bir başına ve ayakta isen", anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL

Sana "o kadar güçlü değilsin" diyecekler. "Sen başaramazsın" yaftasını yapıştıracaklar. "Bu da nereden çıktı", "ulaşabileceğin hayaller kur" falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına "inandıracaklar" da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O'sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.

4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?

Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana "keşke" dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi' b...ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE

Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona "doğru"ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). "Aman dans etme, beceremiyorsun" diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, "senin şarkın". Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.

Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n'apıyorsun? "Biz" olup bambaşka bir maratona girmişken; "ben" bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?
Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE

Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, "onaylanan" yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL

Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer "farklı" olacaksa bir şeyler; elbet o "yeni" de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği "özünde" değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN

Kocan gidebilir. Çocuğun Allah'ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR

Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin."
Didem Deligönül

Hazırcevaplığı Ve Zekâsı İle İnce İnce Dokunduran Bernard Shaw’dan 12 Harika Söz





Hazırcevaplığı Ve Zekâsı İle İnce İnce Dokunduran Bernard Shaw’dan 12 Harika Söz

İnce İnce Dokunduran Bernard Shaw’dan 12 Harika Söz
1. Mantıklı bir insan kendini dünyaya uydurur. mantıksız bir insan ise, dünyayı kendine uydurma konusunda ısrar eder. dolayısıyla, tüm gelişmeler mantıksız insanlardan çıkar.
2. Bernard Shaw ve soylu bir hanımefendi arasında geçen ilginç bir diyalog :

– hanımefendi bin sterline benimle yatar mısınız?
– önerinizi düşüneceğim.
– pekiii bir sterline benimle yatar mısınız?
– siz beni ne sanıyorsunuz???

– madam, sizin ne olduğunuz zaten saptanmış durumda. iş pazarlığa kaldı.

3. “Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır”
4. “Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur. Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki bilgi, sende iki bilgi olur.”
5. “Yaptığınızı bir başka budalanın bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa… herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya budalaca bir durum çıkar”
6. “Çok küçük yaşlarımdan beri okula gitmek için eğitimime ara vermek zorunda kalmışımdır.”
7. “Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı ise yalnız zamanında.”
8. “Domuzla güreş tutma, her ikiniz de çamur içinde kalırsınız ve domuz bundan hoşlanır.”
9. “İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.”
10. “kötülük nedir bilmemek bir erdem değil, bir ahmaklıktır: Buna hayranlık duymak, saat kullanmadığınızı bilmeyen birini saatinizi çalmadı diye ödüllendirmeye benzer. erdem, kötülükle iyilik arasında seçim yapabilmek demektir ve bilgili olmadan seçim yapmak olanaksızdır.”
11. “Hatalarla dolu bir hayat, bomboş geçirilmiş bir hayattan çok daha faydalı ve onurludur.”
12. “Linç edilmememin tek nedeni, her sözümün alay sanılmasıdır. Tek kelimemi ciddiye alsalardı, toplumsal düzen çoktan sarsılırdı.”



kaynak: http://filoji.com/hazircevapligi-ve-zekasi-ile-ince-ince-dokunduran-bernard-shawdan-12-harika-soz/

Palm yağı nedir, kanserojen madde içeriyor mu?





Palm yağı nedir, kanserojen madde içeriyor mu?
Uzmanların kimyasal bomba dediği kanserojen etkiye sahip palm yağı (hurma yağı) hangi ürünlerde kullanılıyor? Türkiye’de palm yağı ile üretilen ürünlerin tam listesi (yazının sonunda)


Nutella kanserojen madde içeriyor mu?
“Nutella kanserojen madde içeriyor” iddiası gündemi sarstı. Çikolata severlerin en çok tercih ettiği ürünlerden biri olan Nutella, bu iddiaların ardından İtalya’da bazı süpermarketlerin raflarından kaldırılmaya başlandı. “Nutella kanser yapıyor” iddialarının ardından üretici firma Ferrero bir açıklama yaptı.
Çikolata severlerin en çok tükettiği ürünlerin başında Nutella geliyor. Ancak bu ürün hakkında ortaya atılan bir iddia şok etkisi yarattı. Üretiminde palmiye yağı kullanılan Nutella’nın kansere neden olduğu iddia ediliyor. Bu iddianın ardından İtalya’da bazı süpermarketler ürünü raflarından indirmeye başladı. Bu gelişmelerin ardından Türkiye’de de tüketiciler “Nutella kansere neden oluyor mu?” sorusuna yanıt aramaya başladı. Dünyaca bilinen Nutella’nın kanserle ilişkilendirilmesi sonrasında üretici firma Ferrero konu hakkında bir açıklama yaptı.
Nutella üretiminde Palmiye yağı (Palm) kullanımı

Ferrero’nun Nutella üretiminde palmiye yağı kullandığı zaten biliniyordu. Ancak son yıllarda sağlık örgütlerinin palmiye yağının zararlarına dikkat çekmesi firma üzerindeki baskıyı arttırdı. 2016 yılında Avrupa Gıda Standartları Ajansı (EFA) tarafından yapılan araştırma sonucuna göre, 200 derece üzerinde ısıtılan palmiye yağı diğer yağlara oranla daha tehlikeli!

Dünya Sağlık Örgütü’nün de aralarında olduğu sağlık otoriteleri de bu riske dikkat çekmişti fakat kullanımıyla ilgili bir kısıtlama getirmemişti. İtalya’da palmiye yağı konusunda artan baskıların ardından Coop ve Barilla gibi markalar ürünlerinden palmiye yağını çıkardı. Ancak Ferrero şirketi ise rafine etme işlemini 200 derecenin altında yaptığını savunuyor.
Ferroro’nun palm yağı kullanmasının sebebi lezzetinin değişmesi

Şirketin en çok tüketilen ürünü Nutella’da palmiye yağı kullanılıyor. Ferrero, Nutella’nın lezzetinin değişeceği gerekçesiyle ürününde palmiye yağı kullanmaya devam ediyor ancak bu konuda İtalya’da tepkiler giderek artıyor. Şirketin Nutella satışları son 12 ayda yüzde 3 oranında düştü. Bunun üzerine Ferrero, palmiye yağını savunan reklam kampanyaları düzenlemeye başladı. Palmiye yağı raporunun ardından Nutella hisselerinde de yüzde 3 düşüş yaşandı.

Konunun uzmanları Nutella’da kullanılan yağın değişmesi durumunda yıllık maliyetin 8 – 22 milyon dolar civarında artacağını ifade ederken, Ferrero’nun satın alma yöneticisi Vincenzo Tapella ise durumun ekonomik kaynaklı olmadığını savundu. Tapella, palmiye yağından farklı bir yağa geçilmesi halinde ürünün niteliğinin azalacağını iddia ediyor.
Ferrero “Nutella kanserojen içermiyor” diyor


Nutella’nın kanserojen madde içerdiğine dair iddiaların ardından Ferrero’dan açıklama geldi. Ferrero Türkiye’den yapılan açıklamada iddiaların gerçeği yansıtmadığı vurgulandı. İşte o açıklama:

“Nutella kesinlikle kanserojen madde içermemekte ve EFSA’nın açıklamaları Nutella’ya yönelik değildir. Ayrıca Nutella hiçbir ülkede raflardan indirilmemiştir. İtalyan süpermarket zinciri Coop kendi markasını raflardan çekmiştir.

Hem Türkiye hem de dünyada gıda ürünlerinde kullanılabilecek bitkisel yağ çeşitleri yasal mevzuatlar ile belirlenmiştir. Palm yağı bu anlamda Avrupa Birliği mevzuatlarına da uygun olarak çikolatalar, kekler,bisküviler, dondurmalar, cipsler gibi pek çok farklı ürün grubunda ülkemizde de kullanılmaktadır.

EFSA’nın raporu, çok sayıda gıda ürünü ve yağlar üzerindeki kontaminantlara yönelik analizleri içermektedir. Hazırlanan raporda, kontaminantların varlığının, kullanılan sıvı ve katı yağların yanı sıra, bunların maruz kaldığı işlemlerle ilgili olduğunu da bildirmiştir. EFSA’nın raporu Nutella’ya yönelik değildir. Ferrero olarak tüm ürünlerimizin güvenli olduğu hususunu bir kez daha vurgular ve Nutella’nın İtalya başta olmak üzere Avrupa ve dünyanın dört bir yanında satışlarına düzenli olarak devam ettiğini belirtiriz.”
Ferrero ve Nutella faaliyetleri

Ferrero, 1946 yılında İtalya’nın Piedmont bölgesinde Alba kentinde Pietro Ferrero tarafından kuruldu. Fındık ihtiyacının %90’ını Türkiye’den karşılayan firma şekerleme alanında faaliyet göstermektedir. Nutella, Kinder ve Ferrero Rocher ürünleri bu marka altında yer almaktadır.

Nutella ilk kez piyasaya 1964’te sürüldü. 38 şirketi, 18 fabrikası ve 21 bin 500 çalışanı bulunan Ferrero her yıl 365 bin ton Nutella üretiyor. Nutella, dünyaki fındık rezervlerinin yüzde 25’ini kullanıyor. talyan devi 19’uncu fabrikasını Türkiye’de Manisa’da kurdu.
Palm yağı tartışması: ‘Söz konusu ürün kimyasal bomba’

CNN TÜRK’te Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gündem Özel’de ünlü bir krem çikolata markasındaki palm yağının kanserojen olduğu açıklamaları üzerine başlayan tartışmalar uzmanlarca masaya yatırıldı.

Ünlü bir krem çikolata markasının kullandığı palm yağının kanserojen olduğu iddialarını CNN TÜRK’te değerlendiren Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, söz konusu ürünü, “kimyasal bomba” olarak nitelendirdi.


Aktaş, “Bu ürünün yarısı şekerden oluşuyor. Palm yağına gelene kadar onun içinde bir sürü katkı maddesi, lezzet artırıcı madde, bir sürü şeker ve mısır şurubu var. Bütün bunların birleştiği kimyasal bombanın içinde biz sadece palm yağını mı konuşacağız?” dedi.

Programın konukları arasındaki Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, işlenmiş gıdaların, rafinasyondan geçen yağların ve genetiğine müdahale edilen gıdaların insanların gen yapısını bile bozduğuna dikkat çekerek, şunları vurguladı:

“Olay basit anlamda palm yağının kanserojen olup olmaması meselesi değil. Bilmem ne krem çikolatasının kanserojen olup olmaması değil. Bahsettiğimiz krem çikolatanın yarısı şekerden oluşuyor. Palm yağına gelene kadar onun içinde bir sürü katkı maddesi, lezzet artırıcı madde, bir sürü şeker ve mısır şurubu var. Bütün bunların birleştiği kimyasal bombanın içinde biz sadece Palm yağını mı konuşacağız?

Palm yağı işlemden geçmiş bir yağdır, burada sorun rafinasyondan geçmesidir. Siz zeytinyağını da rafine edip, Riviera yağı yaparsanız o da insan sağlığına zararlıdır. Ben bir doktor olarak işin ticaret yanına değil insan sağlığı yanına bakarım. Bu açıdan baktığımda da konuştuğumuz üründeki rafine palm yağıdır. Bu rafinasyon işlemi yağın zararlı hale gelmesine sebep oluyor.


Konuklardan Dr. Yavuz Dizdar, palm yağı tartışmasının ticari manipülasyon olduğunu iddia etti. Dizdar, “Bu bir endüstriyel yağ üretim biçimidir. Ben bunu kanserde etkendir diye tanımlayamıyorum. Mevcut ürünlerin içerisinde palm yağı, bir tane ürünün üstüne odaklanıp bu yapıyormuş şekline getirilirse ben bunu ticari manipülasyon olarak kabul ederim” dedi.
Palm yağı içeren ürünler listesi

RUJ
PİZZA HAMURU
HIZLI YEMEK ERİŞTELERİ
ŞAMPUAN,VÜCUT LOSYONLARI,DEODORANTLAR
DONDURMA
DETERJAN
MARGARİN
ÇİKOLATA
KURABİYE,KEK,BİSKÜVİ
BEBEK MAMALARI
SABUN
PAKETLENMİŞ EKMEK
DONDURULMUŞ GIDALAR

Marka olarak palm yağı yada hurma yağı kullanılan ürünler:

Nutella
Doritos
Ruffles
Kinder Surprise
Kinder Chocolate,(Medium Bars,Small Bars,Mini,with Cereals,with Cereals Mini)
Kinder Bueno, (Bueno White)
Kinder Happy Hippo, (Hippo Hazelnut)
Kinder Maxi King
Kinder Milk Slice (Süt Dilimi)
Kinder Pingui
Kinder Choco-Bons
Kinder Joy
Ülker Dankek (Kek Ürünleri,Lokmalık Çeşitleri)
Ülker Albeni
Ülker Hanımeller
Ülker Çubuk Kraker
Ülker Krispi
Ülker Biskrem
Ülker Bebe Sütlü Bisküvi
Ülker Coco Star
Ülker Dido
Ülker Çokonat
Ülker Çikolatalı Gofret
Ülker Çizi
Ülker Pötibör Bisküvi
Ülker İkram
Ülker Halley
Ülker Olala Suffle kek
Ülker Susamlı çubuk kraker
Ülker Hanımeller Tuzlu Kurabiye paketi
Ülker Rondo kremalı bisküvi
Ülker Saklıköy Sütlü Kremalı Lifli
Ülker Çokokrem
Ülker Makarneks
Ülker Yupo draje
Ülker Probis
Ülker Kekstra
Ülker Kat Kat Tat
Ülker Bebek bisküvisi
Ülker Bizim yağ(margarin)
Ülker Çokoprens
Ülker Finger
Ülker Metro
Ülker Caramio
Ülker Çokomilk
Ülker Hero Baby Mama(8 tahıllı meyveli)
Eti Karam Gurme
Eti Pop kek
Eti Burçak Yulaflı Bisküvi (sütlü kremalı,kakao kremalı)
Eti Çay Keyfi
Eti Susamlı Çubuk
Eti Gong
Eti Cicibebe
Eti Fırınından Tartini Turta (Çeşitleri)
Eti Cin
Eti Puf
Eti Balık Kraker
Eti Alaska Frigo
Eti Süt Burger
Eti Tutku
Eti Form Limon Lifli Kepekli Bisküvi
Torku Banada
Torku Tam biskuvisi
Torku Fındık ezmesi
Torku Çubuk kraker
Torku Favorimo kek
Torku Coco Tropico
Torku Çıtır gofret
Torku Miniki Çikolata
Torku Frema
Nestle Nesquik Kahvaltılık Gevrek
Nestle Nesfit
Nestle Kitkat
Nestle Coffee mate
Nescafe (Tüm çeşitleri)
Milka TUC çikolata
Şölen Nutymax
Şölen Triplex
Saray Love it
Snickers
Findux fındıklı çikolata kreması
Peripella Kakaolu Fındıklı Krema
VİP Kahve (çeşitleri)
Bruno Kremalı Bisküvi
Bifa Keks(donut kek)
Sole Margarin
Casey kekleri
Centro Çikolatalı Gofret
Gof Gof Çikolatalı Gofret
Süsse Çokkolata
Waff Star Çikolata
Ekmecik Galeta
Oreo bisküvi
Dr.Oetker Krem Şanti
Carte d’Or Kat Kat Puding
Pringles
Mc Donalds ve Burger King patates kızartmaları
Peanut M&M’S
Nudo Erişteler
Indomie tüm noodle ürünleri(erişteler)
Balparmak Balli Mix
Knorr Et Bulyon
Knorr Çorbalar
Skittles Fruits Şekerleme
Fiskobirlik Nuga
Rocco Rengarenk Ekşi
Kahve Dünyası Gofrik
Haribo
Jelibon
Becel Margarin
Sana Margarin
HİPP Bebek maması
Bizim Mutfak Puding
Luppo Sandviç Kek
Biscolata Mood

Sıbyan Mektepleri’ne giden çocukların korkunç dünyası









Sıbyan Mektepleri’ne giden çocukların korkunç dünyası
Sıbyan Mektepleri’ne giden çocukların aileleri, bu okullarda eğitim adı altında neler verildiğini, çocuklarının ne yapsalar “günah” dediğini, resim yapılmasına bile karşı olduğunu açıkladı.
İstanbul’da çocukları ‘sıbyan mektebine’ giden aileler, çocuklarının durumunu anlattı. “Evde ne yapsak ‘günah’ demeye başladı” diyen bir anne, “Örneğin resim yapmak istiyor, ama resim yapmak günah!” diyor. Anne ve babası ile öldükten sonra cennete gideceği ve orada çok mutlu yaşayacaklarını öğrenen çocuk, anne ve babasına, “Ne zaman öleceğiz, burası çok sıkıcı” diyerek karşılık verdiğini ifade ediyor.
Evrensel‘den Yasemin Akpınar ve Adile Doğan, sıbyan mekteplerinin korkunç dünyasını gözler önüne serdi. Son birkaç yıldır İstanbul’da, özellikle emekçilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde, hem kreş hem de okul öncesi din eğitimi veren, denetimden muaf sıbyan mektepleri hızla yayılmaya başladı.
Devlet okullarında ana sınıflarının yeterli sayıda olmaması, 150-200 lira arasında değişen anasınıfı ücretlerinin aileler tarafından karşılanamaması, okul saatlerinin çalışan kadınlara uygun olmaması nedeniyle yaşanan çaresizlikler sıbyan mekteplerini cazip hale getiriyor.
İstanbul’un Esenyalı mahallesinde Fidan ve komşusu Sevinç de benzer nedenlerle çocuklarını ‘sıbyan mektebi’ne göndermiş. Buralarda verilen ‘eğitim’in çocuklarını nasıl etkilediğini anlattılar.

“Resim yapmak günah, Allah incinir”
Fidan şöyle anlatıyor:
“Çocuğumu 3 yaşında sıbyan evine gönderdim, hamile kalınca çocuğu buraya verdim. Üniversite öğrencileri gönüllü ders veriyorlardı. Bunlar genelde üst sınıflar. İki yıl gitti buraya. Sonra çocukta birtakım sorunlar görmeye başladım, küçük kardeşine şiddet uyguladı. Aslında çok seviyordu, kardeşini hiç kıskanmıyordu.
Sonra yatağa işemeye başladı. Evde ne yapsak ‘günah’ demeye başladı. Ben okula gittim, ‘Senin çocuk çok akıllı, biz de üst sınıflara verdiğimiz dini eğitimi verdik. Çünkü her şeyi hemen kapıyor’ dediler. Tabii ki her anne gibi gurur duydum ama uyardım, ‘Yine de az yapın, çocuğun davranışları değişti’ dedim.
Ama sorunlar giderek büyüdü. Doktora götürdüm. Çocuk çok ciddi psikolojik sorunlar yaşıyormuş. Neyin günah olup neyin olmadığının çelişkisini yaşadığı için depresyona girmiş. En çok da kardeşinden hırsını almaya çalışıyor.


Konuşma ve zeka geriliği tanısı kondu
Örneğin resim yapmak istiyor, ama resim yapmak günah! Sadece ev resmi, ağaç resmi yapabilir. İnsan ve hayvan sureti yapmak Allah’ı incitmek olurmuş. Bu nedenle çocuk çelişkiye düşmüş. Evin içinde anne, baba ve kardeş resimleri yapmak günah, ‘Öyleyse evin içinde yaşamaları da günah mı’ diye sorular sormaya başladı. Çocuğu sıbyan okulundan aldık. Şimdi normal bir devlet okuluna gidiyor. Belirli günlerde de rehabilitasyon merkezine gidiyor. Konuşma ve zeka geriliği tespiti konuldu.”
Gece altını ıslatmaya başladı
Sevinç ise çalıştığı için 5 yaşındaki çocuğunu sıbyan mektebine göndermek zorunda kalmış. “Çocuklardan dolayı çok uzun zaman ara vermiştim çalışmaya. Üç çocuğumdan biri lisede, biri ortaokulda, diğeri de henüz 6 yaşında. İş bulduğum zaman 5 yaşındaydı. Kaynanam tam gün bakmayı kabul etmeyince mahalledeki sıbyan okuluna, hem bize yakın hem de uygun diye verdim. Saat 12 buçukta gidecek 5 buçukta dönecekti. Okulda çalışanların düzeyini, aldığı eğitimi hiç sormadım.
Benim çocuğum biraz aktif bir çocuk. Doğduğundan beri benden hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştı. Bazı günler fazla mesaiye kalınca hiç göremiyordum. Babaannesinde uyuyakalıyordu, sonra da orada kalıyordu. Bu durumun bazen 4 gün bile sürdüğü oluyordu. Sorunları bir hafta sonu fark ettim. Çocuk gece altını ıslatmaya başladı. İçine kapandı, evdeki eşyalara zarar verdi.”
Okula göre bir anne olarak çalışmam doğru değilmiş
“Önce kaynanamla konuştum, o da beni suçladı. ‘Çocuk seni doğru dürüst görmüyor, seni özlediği için’ falan dedi. Baktım çocuğun durumu kötüye gidiyor, hemen işten ayrıldım, daha fazla ilgilendim, babası da epey uğraştı ama yine de aynı. Okulla konuşalım dedik. Okula gittim, anlattım durumu, onlar da beni suçladı. Zaten bir anne olarak çalışmam doğru değilmiş! Epey tartıştık. Çocuğu okuldan almak istedim, bu sefer beni ikna etmeye çalıştılar. ‘Hiç olmazsa çocuk, sizin asla veremeyeceğiniz dinimizi öğreniyor’ dediler. Tamam, ben de istiyorum dinini öğrensin, ama bu çocuk niye bu hale geldi, diye düşünmeden edemedim.


“Anne çalışman günahmış, ne olur çalışma”
Aynı okula bir süre daha devam etti. İşten çıktığım için durumumuz kötüydü. Arada merdiven temizliğine gidiyordum. 5 yaşındaki çocuk bir gün dedi ki: ‘Annelerin çalışması günah. Anne ne olur günah işleme, lütfen çalışma. Babam bize baksın, senin paran da günahmış, o parayla bana sevdiğim şeyleri alma.’ Şoka girdim. Sonra aldık hemen okuldan. Şimdi devlet okulunda birinci sınıfa gidiyor. Bence en doğrusu çocuğa dini bilgiyi ailesinin vermesi. Ne eğitim verdikleri belirsiz, insanlara güven olmaz. Ben en az iki defa şikayet ettim bu okulu, tek bir işlem yapılmadı.”

Diğer çocuklara uyum sağlayamıyorlar; içine kapanık oluyorlar
Esenyalı Mahallesinde 3-6 yaş arası çocukların gittiği özel bir kreşin müdürü, sıbyan mekteplerine giden çocuklara dair gözlemlerini paylaştı. Daha önce bir süre sıbyan mektebine gitmiş, sonra ailelerin normal olmayan davranışlarını fark ederek kendi okullarına gönderdiği çocukların genel durumunu şöyle anlatıyor:
“Bu çocuklar çok içine kapanık oluyor. Yaşıtlarıyla iletişim kurmakta, birlikte derslere, aktivitelere katılmakta çok zorlanıyorlar. Ayrıca diğer çocuklara göre daha fazla uyuyorlar. 3 yaşından büyük çocuklar uyumayı çok fazla istemezken sıbyan mektebinden gelen çocuklar uykuyu daha çok istiyor. Ayrıca orada Kur’an eğitimi verildiği için Arap alfabesine göre yazmaya alışıyorlar ve bu yazma alışkanlığını değiştirmek en zorlandığımız şey oluyor. Tersten yazmaya alışık oluyorlar.”
Sıbyan mekteplerinin ücretlerinin ve saatlerinin çalışan ebeveynler için daha uygun olması, ailelerin çocuklarını buralara göndermesinin en önemli nedenleri öğretmene göre. “Çocuğum dinini öğrensin, fikri de önemli bir neden. Ayrıca veliler, sorun yaşayan çocuklarını buradan alıyor ama yine de dini eğitim verilmesinde sorun olduğunu düşünmüyorlar. ‘Oradaki öğretmenler kötüydü’ gibi açıklamalar yapıyorlar.”

Sıbyan mektebi nedir?
SIBYAN mektepleri Osmanlı’da cami veya hayır kurumlarının yanında bulunan en yaygın eğitim kurumuydu. Hemen her mahallede açılan bu mekteplere başlama yaşı en erken 4 yaş, 4 ay 4 gündü. Sıbyan mektepleri, Cumhuriyet ile birlikte 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla kaldırıldı.
Hükümetin 2009’da zorunlu hale getirdiği okul öncesi eğitimi 2012’de tekrar zorunlu olmaktan çıkartmasıyla sıbyan mektepleri için yasal yol açıldı. Diyanet’in “Kur’an Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi” ile statüye kavuşan sıbyan mektepleri, 1 yıllık pilot uygulamanın ardından 2014-2015 eğitim-öğretim yılından itibaren ülke genelinde faaliyete başladı. 3-6 yaş arası öğrenci kabul eden sıbyan mektepleri, okul öncesi eğitim kurumlarının yetersiz ve pahalı olması nedeniyle de hızla yayıldı.

Formasyonsuz eğitmenler, oruç sayısıyla matematik
Sıbyan mekteplerinde eğitmenlik yapmak için, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nce Halk Eğitim Merkezlerinde “4-6 Yaş Çocuk Etkinlikleri ve Eğitimi” adı altında verilen sertifika programından geçmek yeterli. Yani bu okullarda çocuk eğitimi için gerekli formasyona sahip olmayan, çoğu imam ya da hatip eşi olan kişiler tarafından ‘ders’ veriliyor.




Sıbyan mekteplerinin müfredatının, 12 saati dini bilgiler, 6 saati de Kur’an dersi olmak üzere haftada 18 saati doğrudan din eğitimi ile ilgili. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan eğitim materyallerinde, “iman, günah, yasak, sabır, öteki dünya” gibi kavramlar öne çıkıyor. Matematik soruları da tutulan oruç sayısı gibi dini kavramlar üzerinden şekillendiriliyor.


Çocuklarda Disleksi Ve Öğrenme Bozukluğu





Çocuklarda Disleksi Ve Öğrenme Bozukluğu

Bir disleksi olan Einstein’ın dediği gibi; “Aslında herkes zekidir. Fakat bir balığı bir ağaca tırmanma kabiliyetine göre değerlendirirseniz tüm hayatını aptal olduğunu zannederek geçirir.”

Her insanın düşünce şekli ve öğrenme yöntemi farklıdır. Haliyle eğitim sistemindeki en büyük eksiklik bütün bireyleri tek tip bir öğrenme şekline mahkum etmesidir. Bu öğrenme konusunda normal standartlarda olan biri için aşılabilir bir zorluk olsa da, çok farklı bir öğrenme işleyişine sahip disleksiler için hayatı zindana çevirebilmekte ve nice değerli çocuk, insan bu yolda harcanabilmektedir. Bu yüzden bizde, başta aileler olmak üzere küçük bir farkındalık yaratması açısından Disleksi Derneği’nden Uzman Psikolog Talip Çabuk‘a disleksinin merak edilen noktalarını sorduk.
[quote] Bir disleksi olan Einstein’ın dediği gibi “Aslında herkes zekidir. Fakat bir balığı bir ağaca tırmanma kabiliyetine göre değerlendirirseniz tüm hayatını aptal olduğunu zannederek geçirir.” [ / quote]

Röportaj: Efe Elmas

Öncelikle Disleksi Derneği olarak bu röportajı kabul ettiğiniz için İndigo Dergisi olarak teşekkür ediyoruz. İlk olarak disleksiyi yani öğrenme bozukluğunu bilmeyenler için kısaca bize tanımlayabilir misiniz, disleksi nedir?

Disleksi, zeka düzeyi normal veya yüksek bireylerde görülen gelişimsel okuma güçlüğüdür.
Disleksi, gelişimsel bir sorundur. Beyni etkileyen bir hastalık veya beyin hasarı sonucu ortaya çıkan okuma güçlüğünden (aleksi) farklı olarak doğuştan gelen bir sorundur. Genellikle okul yıllarında fark edildiği için sonradan ortaya çıkmış gibi anlaşılabilir. Dikkatli ve bilinçli anne baba ve eğitimciler okul öncesi dönemde disleksiyi fark edebilir.
Disleksi, ‘özgün öğrenme güçlüğü’ veya ‘özgün öğrenme bozukluğu’ türüdür ama sıklıkla özgün öğrenme güçlüğü alt tiplerinin tümünü tanımlayan bir kavram olarak kullanılır.
Özgün öğrenme güçlüğünün diğer alt tipleri, matematik güçlüğü (diskalkuli) ve yazılı anlatım güçlüğüdür (disgarfi).
Peki disleksi tedavi edilebilir mi?
Bir hastalık değil gelişimsel bir sorun olduğu için tedavi yerine telafi veya düzelmesi mümkün mü diye sorulması daha doğrudur. Özel eğitimle büyük oranda düzeltilebilir. Yaş olarak ne kadar erken fark edilirse o kadar kolay giderilir.

Çok önemli bir nokta, öyleyse disleksi bir hastalık değil, bir algı farklılığı veya gelişimsel bir sorun. Peki yanlış teşhis ve müdahaleler ne gibi sıkıntılar yaratabilir?

Yanlış teşhis düzeltici yaklaşımları engelleyeceği için en azından gecikmeye yol açar. Bu gecikme süresi içinde disleksili bireyin kendine saygısı ve öğrenme motivasyonu düşebilir. Bu durumda soruna psikolojik etkenler eklenir. Bu etkenlerin sayısının ve şiddetinin artması, okula, öğrenmeye ve öğretmene karşı olumsuz bir tutuma ve sorunun şiddetlenip kalıcı olmasına yol açabilir. Disleksi olgularının çocukluk ve ergenlikte fark edilmemesi, okul ve öğrenmeye karşı isteksizliğe ve giderek yetenek ve kapasitesiyle uyuşmayan meslek ve yaşam tarzı tercihlerine yol açabilir.

Türkiye’de ne sıklıkla görülüyor?

Genel olarak toplumdaki sıklığının % 5 – %7 arasında olduğu öngörülmektedir. Okullarda 30 kişilik sınıflarda 2 – 3 disleksi olgusu olabileceğini beklemek gerekir.

Bazı sitelerde zeka ile çok bağdaştırılmış, disleksinin zeka ile alakası var mıdır?

Toplam zekâ ile açık bir ilişkisi yok gibidir. Disleksili bireyler, genellikle normal veya normalin üstünde zekâ düzeyine sahip olurlar. Ancak, çoğunlukla performans zeka bölümlerinin sözel zekalarından daha yüksek olduğu görülür.

Peki aileler çocuklarının disleksi olup olmadığını nasıl anlayabilir, ipuçları var mı? Kaç yaşı teşhis için önem arz eder?

Okul öncesi dönemde beceriksizlik veya sakarlık gibi görülen bedensel gelişimi güçlükleri, sözlü ifade veya telaffuz sorunları, benzerlik, zıtlık vs soyut ilkeleri akranları kadar kavrayamama gibi belirtileri görülebilir. Okulun ilk iki yıllık döneminde de yukarıda sayılan alt tipine uyan bilişsel güçlükler ortaya çıkar. En geç ilkokulun 2. sınıfında teşhis için yeterli belirti ortaya çıkar. Eğer fark edilmezse asıl soruna ikincil duygusal sorunlar eklenir ve görünüm karmaşıklaşır.

Disleksi olan çocuklara nasıl davranılmalı?

Sorunu erken tanınıp kendisine de anlayacağı dilde anlatılarak genel bir zekâ veya yetenek eksikliği algısının engellenmesi ve düzelme için umutlandırılması gerekir. Özellikle anne baba ve öğretmeninin disleksi hakkında bilinçlenmesi gerekir. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığının disleksili öğrencilerin eğitimi ve sınavlarda engeline göre desteklenmesiyle ilgili mevzuatı öğrenilmelidir. Bu konuda umulandan çok fazla mevzuat desteği bulunabilir. Örneğin her disleksili öğrenci için ayrı bireysel eğitim planı (BEP), her okulda bireysel eğitim ortamı ve sınavlarda okuyucu desteği gibi mevzuat olanakları vardır. Ama birçok okulda, eğitimci ve yöneticilerin bu konuda yeterli bilgisi ve bazen uygulamaya isteği olmadığını görmek şaşırtıcı olmamalıdır.

Onlar için özel bir eğitim programı veya özel okullar mevcut mu?

Disleksi için özel okullar yoktur ama özel eğitim kursları ve programları vardır. Ayrıca yukarıda değinilen milli eğitim mevzuatı bu bakımdan umut vericidir.

Çocukları disleksi olan ailelere ne öneriyorsunuz?

Yaşam boyu mücadele. Özellikle ilgili mevzuata ulaşmak ve uygulanmasını sağlamak için yılmadan mücadele. Ayrıca, hiçbir kişi ve kurumun, çocuğun kendine saygısını, özgüvenini ve öğrenme azmini kıracak uygulamalarına göz yummamak, izin vermemek fakat çocuğun güçlüğünü iyice tanımak ve ilgili herkesin doğru tanımasını sağlamak öncelikle ve en çok ailelerin üstüne düşmektedir.

Başka eklemek istedikleriniz var mı?
Disleksili bireyler farklı geliştiği, farklı algıladığı ve farklı düşündüğü için ve sıra dışı yetenekleri olduğu için ülkemizin ve toplumumuzun geleceği açısından umut kaynağı olabilirler.
Disleksili ünlülerden biri olan Einstein’e bir arkadaşı şöyle bir soru sormuş: ‘Biz de fizik okuduk ama niye senin anladığın gibi anlamadık?’ Einstein’in yanıtı şöyle olur: ‘Siz fizik okurken henüz çocuktunuz. Ben okumayı 13 yaşında öğrendim. Fizik okumaya sıra geldiğinde yetişkin olmuştum…’
Okumayı erken öğrenmek bir zeka işlevidir elbette. Ama okuduğunu Einstein gibi anlamak zekadan öte deha belirtisidir herhalde.
Röportaj ve yarattığınız farkındalık için hem size hem de Disleksi Derneğine İndigo Dergisi olarak teşekkür ediyoruz.
Disleksili çocuklarımızı topluma kazandırmak, hepimiz için, ülkemize karşı önde gelen sorumluluklarımızdan biridir. Bu konuda toplumun bilinçlenmesine katkı sağladığınız için Disleksi Derneği olarak biz de size teşekkür ederiz.
Biyografi: Talip Çabuk
Uzman Psikolog
Disleksi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
Daha detaylı bilgi için, Disleksi derneğiyle iletişime geçebilir ve sitelerindeki bilgilerden faydalanabilirsiniz;


Ünlü Disklektiklerden Sözler

Öğretmenim sersemin teki olduğumu söylüyor, babam da aptal olduğumu düşünüyordu. Bense artık budalanın teki olduğuma karar vermiştim.
Thomas Edison / Bilim adamı

Öğretmenlerim aklımın yavaş çalıştığını, asosyal olduğumu ve ölene kadar aptal rüyalarımın peşinde sersemce savrulacağımı söylüyorlardı.
Albert Einstein / Bilim adamı

Okuma güçlüğü çeken bir bilim adamını, bilimsel becerileri olmayan bir okur-yazara tercih etmelisiniz.
Leonardo Da Vinci / Sanatcı-Bilim A.

Okul yıllarında kendimi oldukça bezgin ve cesaretim kırılmış hissederdim. Kendini sınıftan tamamen dışlanmış veya yarışın en sonunda hissetmek berbat bir duyguydu.
Winston Churchill / Devlet adamı

Ailedeki en yavaş kişi olduğumu düşünürdüm. Korkarım oldukça haklıydım ve bu gerçeği kabul etmem gerekiyordu. Yazmak ve hecelemek benim için kabustu. Yazdığım harfler asıllarından çok farklı oluyordu. Okuma ve telaffuzum da felaket derecede kötüydü.
Agahta Christie / Yazar

Dikkatimi toplamak konusunda kendimi eğitmem gerekiyordu. Daha iyisini yapabileceğimi ve aynı zamanda daha iyi okuyabileceğimi herkese göstermekti dileğim.
Tom Cruise / Oyuncu

Okulda hep kötü notlar alırdım, C’ler, D’ler ve F’ler… Sonunda okuldan kaçtım. Öğrendiğim her şeyi dinleyerek aklıma sokmam gerekiyordu. Bu da beni çok zorluyordu. Karneme hep potansiyelimi tam anlamıyla kullanamadığım notu düşülürdü…
Cher / Şarkıcı, Oyuncu (disleksi.info dan alıntıdır)

7 işçinin öldüğü maden faciasında çocuk çalıştırıldığı ortaya çıktı!





7 işçinin öldüğü maden faciasında çocuk çalıştırıldığı ortaya çıktı!

Maden yasasına göre maden ocaklarında 18 yaşının altında işçinin çalıştırılmasının yasaklanmasına rağmen Şırnak’ta maden göçüğünün yaşandığı sahada çocuk işçi çalıştırıldığı ortaya çıktı.

Şırnak’taki maden göçüğünde ağır yaralanan 17 yaşındaki Sıddık Kabak’ın hikayesi bölgede yaşanan yoksulluğu bir kez daha gözler önüne serdi. Şırnak’ta madende meydana gelen göçükte ağır yaralanan maden işçisi Sıddık Kabak’ın hikayesi bölgede yaşanan yoksulluğu bir kez daha gözler önüne serdi. 20 Eylül 1999 tarihinde doğan Kabak, iş cinayetinin yaşandığı maden ocağında işe başladığı Haziran ayında henüz 17 yaşındaydı. Liseden bu yıl mezun olan Kabak, üniversite gidebilmek için Şırnaklıların tek geçim kaynağı olan maden ocağında çalışmak zorunda kaldı.

YARALI İŞÇİNİN DURUMU CİDDİYETİNİ KORUYOR

Evrensel'in haberi şöyle: Salı günü Şırnak’ta madende meydana gelen göçükte 7 işçi hayatını kaybederken, 18 yaşındaki genç işçi Sıddık Kabak ağır yaralandı. Şırnak Devlet Hastanesi’nde tedavisi süren Kabak’ın durumu ciddiyetini koruyor. Kabak’ın tedavisinin daha iyi sürdürülmesi için Antep’te bir hastaneye sevk edileceği bildirildi.


‘ÜNİVERSİTEYE GİDEBİLMEK İÇİN MADENDE ÇALIŞIYORDU’

Kardeşin durumuna dair Evrensel’e konuşan ağabey Reşit Kabak, “Sıddık’a 3 gün içerisinde iki tane beyin ameliyatı gerçekleştirildi. Doktorların verdiği son duruma göre beyinde iyileşme varmış ama göz çevresindeki kemikler kırılmış ve burada bazı damarlara baskı oluşuyormuş. Gözlerinde sorun olmaması için yeni müdahaleler yapmaları gerekliymiş ancak doktorlar bunun Şırnak’ta mümkün olmadığını belirterek, aşka bir hastaneye sevk edilmesi işlemlerine başladılar” diyor.

'İŞCİNİN CANINA DEĞİL, PARAYA ÖNEM VERİYORLAR'

Cizre’de yaşanan çatışmalardan sonra evleri yıkılan Kabak ailesi madenlerin olduğu bölge olan aynı zamanda köyleri olan Toptepe köyüne geri dönmek zorunda kalıyor. Liseden bu yıl mezun olan Sıddık Kabak ise, kendi yaşıtları gibi üniversiteye gitme hayali olan genç bir maden işçisi. Ailesinin ekonomik durumları iyi olmadığı için dershaneye gidemeyen Kabak, üniversite hayalini gerçekleştirmek için 3 ay önce liseyi bitirdikten sonra madenlerde çalışmaya başlıyor. Toptepe köyünde uzun süre evleri olmadığı için çadırda yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını belirten abi Reşit Kabak “Şuan dedemizden kalan 2 odalı toprak bir evde yaşıyoruz. Kardeşim bu yoksulluğun içerisinde sırf okuyabilmek için madenlere gidip çalışmaya başladı” diyor.

‘SİGORTASIZ ÇALIŞMAYA DAYANAMADIM’

Daha önce birçok Şırnaklı’dan duyduğumuz gibi ağabey Kabak’tan da aynı sözleri duyuyoruz. Madenlerde çalışmanın Şırnaklıların tek kurtuluş yolu olduğunu dile getiren Kabak “Bizim buralarda iş olmadığı için insanların mecburiyetten mesleği madencilik olmuştur. Her türlü ölüm riskine karşın ve ücretlerimiz düzenli olmamasına rağmen ailelerimize bakmak için o madenlerde çalışmak zorundayız”diyor. Kendisi de bir maden işçisi olduğunu ve yaklaşık iki ay önce işinden ayrıldığını söyleyen Kabak’a neden ayrıldığını sorduğumuzda Şırnak madenlerindeki çalışma koşullarının ne derece kötü olduğu tekrar gözler önüne seriliyor: “Yaklaşık iki ay önce Silopi’de olan madenlerdeki işimden ayrıldım. Artık kötü çalışma koşullarında sigortasız çalışmaya dayanamadım. Madenlerde hiçbir güvenlik önlemi alınmıyor, biz işçiler için tehlike saçıyor ve parası olan kendi isteğine göre hiçbir teknik çalışma yürütmeden ve personel çalıştırmadan maden açabiliyor.”

ÖLÜM RİSKİNİ BİLE BİLE YENİDEN MADENE GİDECEK!

Bundan sonra ne yapacağını sorduğumuz ağabey Kabak, şuan iş aradığını ama bulamadığını eğer böyle devam ederse ailesine bakmak için yeniden madenlerde çalışmaya gideceğini dile getiriyor. Madenlerde çalışmak istemediğini belirten Kabak, iş bulamadığı takdirde ölüm riskinin olduğunu bile bile yeniden o madenlerde çalışacağını vurguluyor.

GÖZALTINA ALINANLAR SERBEST

7 işçinin öldüğü göçük sonrası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kömür ocağının işletme ve güvenliği riski barındırdığı için 2013 yılında faaliyetinin durdurulduğunu ve buranın kaçak çalıştırıldığını açıklamıştı. Ardından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Meclis tutanaklarına da yansıyan şu ifadede bulundu: “Ruhsatsız, izinsiz, kapalı olan, kapalı olduğu bilinen ve zaman zaman da kapalı olup olmadığı kontrol edilen bir maden. Maalesef, burada, para hırsıyla, kaçak yollarla çalıştırma yapan birileri var” dedi. Bu açıklama sonrası CHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, 2013’te faaliyetinin durdurulduğu söyleyen ocağın 2017 yılında ihaleye çıkarıldığını ifade etti. Akın, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin yıllardır burayı özel sektöre ihale usulü verildiğini belirterek 2017 yılında Resmi Gazetede yayınlanan ihale ilanını ortaya çıkardı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise "Terör örgütünün finans kaynaklarından bir tanesi de kömür ocaklarıdır,.2013 oranın ruhsatı iptal edilmiştir ve iki-üç ay önce de orayla ilgili ve bölgeyle ilgili gerekli güvenlik önlemleri güvenlik kuvvetlerimizce de alınmıştır” diye konuştu.




Göğüs Büyütme Yöntemleri




Göğüs Büyütme Yöntemleri
Göğüs büyütme yöntemleri hakkında hazırladığımız bu yazıda aradığınız tüm sorulara cevap bulacaksınız. Eğer hayal ettiğiniz büyüklükte ki göğüslere sahip olmak isteyenlerdenseniz doğru adrestesiniz. Sizlere önereceğimiz küçük tüyolar ile düşlediğiniz büyüklükteki göğüslere merhaba diyebilirsiniz.
1) Göğüs büyüten içeceklerden biri süttür. Eğer göğüslerinizin büyümesini istiyorsanız düzenli olarak süt tüketebilirsiniz. Sütün içerisinde yer alan hormon minarelleri göğüslerin büyümesine yardımcı olmaktadır.
2) Avakado meyvesi de göğüslerin büyümesine yardımcı olmaktadır. Bir adet avakadoyu gazetenin içerisine saralım ve 3-4 gün boyunca bekleyelim. Bu adım sonrasında avakado meyvesi yumuşayacaktır. Meyveyi çatal yardımı ile ezelim ve 2 günde bir tüketelim.
3) Anamur muzu da göğüs büyütme yöntemlerinden biridir. Her gün düzenli olarak anamur muzu tüketerek hayal ettiğiniz göğüslere sahip olabilirsiniz.
4) Akşam yemeklerinde çemen tohumu kullanarak da göğüslerinizin büyümesine yardımcı olabilirsiniz. Dilerseniz tercih edeceğiniz içeceklerde de çemen tohumunu kullanıma alabilirsiniz. Çemen tohumu vücudun ihtiyaç duyduğu östörejen maddesini karşılamaktadır. Çemen tohumu çayını da tüketebilirsiniz. Dolgun göğüslere sahip olmak isteyenlerdenseniz önerilerimizi göz önünde bulundurabilirsiniz.
Résultat de recherche d'images pour "Göğüs Büyütme Yöntemleri"
5) Aşağıdaki videomuzda belirttiğimiz egzersizleri yapın. Egzersiz yapmak doğal yollarla göğüs büyütme yöntemleri içinde sayılan önemli yollardan biridir. Fakat burada önemli kısım egzersizin bir günde göğüslerinizi büyütmeyeceğini bilmeniz ve azimle egzersize devam etmenizdir. Şınav çekmek, ağırlık kaldırmak ve elleri duvara dayayıp baskı uygulamak göğüs büyütme yöntemleri arasında önemli yeri olan hareketlerdendir. (Videoda daha detaylı göreceksiniz.)
6) Diğer göğüs büyütme yöntemleri olarak sayacağımız yollardan biri ise kilo almanızdır. Evet her ne kadar kadınların kabusu gibi görünse de kilo almak her zaman zararlı değildir. Eğer çok zayıfsanız bu göğüslerinizin ufalmasına sebep olacaktır. Doğru ve kontrollü diyetle alacağınız birkaç kilo göğüslerinizin büyümesine sandığınızdan fazla fayda sağlayacaktır.
7) Östrojen içerek gıdalar tüketmeye başlayın. Bildiğiniz gibi bu hormon kadınsal özelliklerin belirleyicisi olarak görev yapmaktadır. Eğer dışarıdan alırsanız göğüslerinizin büyümesine çok faydalı olacağını göreceksiniz. Doğal yollardan alacağınız gibi doktor tavsiyesiyle ilaç şeklinde de alabilirsiniz. Ancak biz tabii ki doğal yollardan alınmasını tavsiye ediyoruz. Eğer doğal yollardan alacaksanız şu yiyecekleri tüketmelisiniz. Göğüs büyütme yöntemlerinin hayat kurtarıcısı sayılan bu yiyecekleri bir yere not almayı unutmayın.


Mercimek ve nohut
Taze fasülye ve barbunya 

Yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri 

Çemen otu 

Ada çayı, yonca ve güveyotu 

Erik elma ve erik 

Pancar, havuç ve salatalık 

Pirinç, arpa ve buğday ürünleri 
Antep fıstığı, kaju ve kestane 
Siyah ve yeşil çay 
Çilek, ahududu ve şeftali 
Keten tohumu 
Kış kabağı

Bu saydığımız yiyeceklerde östrojen daha fazla bulunmaktadır.


Göğüsleri büyütmenin dışında büyük gösterme ihtimalini de unutmayın. Birkaç küçük hileyle yukarıdaki seçeneklerden sonuç alana kadar göğüslerinizi daha büyük gösterebilirsiniz.
1) Göğüslerinizi doğru sütyen ölçüsünü seçerek daha dolgun gösterebilirsiniz. Fazla büyük sütyen içinde ufak kalan göğüs fazla küçük sütyen içinde de baskıya uğrayacaktır. Bu yüzden mutlaka doğru beden ölçülerinizi bulun ve ona göre sütyen satın alın. Göğüs büyütme yöntemleri sıralamasında önemli bir yer tutar bu madde.
2) Dolgulu ve push-up diye tabir edilen sütyenlerden almanız göğsünüzü bir iki bedene kadar büyük gösterecektir. Göğüs büyütme yöntemleri arasında önemli bir yere sahip bu yöntem sıkça kullanılır. Videomuzda göreceğiniz gibi çoğu ünlünün yaptığı sütyenin içine peçete vs. doldurmak da göğüsleri büyük gösteren yöntemlerden biri sadece.
3) Göğüslerinize makyaj yapın. Kulağa garip geldiğinin farkındayız sevgili kadinruhu okuyucuları ancak bu yöntem pek paylaşılmayan ama çoğu kişinin başvurduğu göğüs büyütme yöntemleri hilelerinden biridir. Doğru tonlar ve doğru açılarla göğüslerinizi olduğundan birkaç beden büyük gösterebilirsiniz. Şu resimde bir örneğini görebilirsiniz.
Size nasıl makyajla göğüslerinizi büyük gösterebileceğinizi de anlatacağız tabii ki hanımlar
Önce tüm kıyafetlerinizi giyin ve dışarı çıkmaya hazır olacak şekilde oturun aynanın önüne.
Göğüslerinizin altından tişörtünüzü kapatacak şekilde bir peçete koyun ki tişörtünüz kirlenmesin.
Göğüs çatalınızdan aşağıya doğru ten renginizden koyu renkli pudra sürün. Çizgiyi takip ederek sağa sola taşmamasına dikkat edin.
Ardından göğüslerinizin doğrultusu boyunca V şekli verecek şekilde bu pudrayı dışarıya doğru dağıtın. V burada altı göbeğinizin olduğu yeri üstteki açılan iki uçsa memelerinizin üstünü temsil edecek şekilde düşünün.
Daha açık renkli bir pudra ile memeleriniz üst kısmını güzelce fırça ile pudralayın.
Ardından ayna yardımıyla bir sünger ile gölge verilecek kısımları netleştirin ve makyajınızı tamamlayın.
Ve göğüs büyütme yöntemleri maddelerinden birini daha bitirdiniz tebrikler
4) Duruşunuzu düzeltin. Birçoğumuz farkında olmadan kambur durma eğilimi gösteriyoruz. Belimizi kalça üstünden içeri bastırarak ve göğüslerimizi kabartarak daha dik bir pozisyona geçmiş olacağız ve böylelikle daha büyük göğüslerimizin olduğu ilüzyonunu yansıtacak. Göğüs büyütme yöntemleri maddeleri sıralıyorsak bunu boş geçemezdik
Göğüs büyütme yöntemleri ile ilgili videomuzu izledikten sonra aşağıdaki soru cevap kısmını da mutlaka okuyun. Merak ettiğiniz sorulara cevap bulabilirsiniz.






Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu


Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu"


Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu

Defne Samyeli Erdoğan dedikodusu hakkında konuştu: Ellerini ovuşturarak “Defne Samyeli olsun” diyen birileri vardı

Haber spikeri Defne Samyeli, geçtiğimiz yıl esen kaset fırtınası sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili hakkında çıkan dedikodulara cevap verdi. Samyeli, o dönemde işten ayrılmasına da değindi.
Hürrriyet’ten İzzet Çapa’ya konuşan Samyeli, Hükümet-Cemaat savaşını kastederek iki uç arasında yaşanan kirli bir savaşa kurban edildiğini söyledi. Samyeli, “Beni ve ailemi rencide eden iftiralar hakkında bir açıklama yapmış, bu iğrenç dedikoduyu çıkaranların ekmeğine yağ sürmemek adına olayı daha dillendirmeden hukuki süreci başlatacağımı söylemiştim. Namusumu, hayattaki duruşumu, saygınlığımı hedef alan bu saldırının davalarını hâlâ takipteyim, geçen hafta savcılıktaydım” dedi.

İşte Samyeli
’nin o röportajı:

Neden seni hedef seçmiş olsunlar, ne özelliğin var ki?
– Ah bir bilsem! Haber değerim yüksek, belki ondandır. İki uç arasında yaşanan kirli bir savaşa kurban edildiğimi düşünüyorum. Bir de belki gün gelip de böyle bir kara propaganda için yüz aradıklarında ellerini ovuşturarak “Defne Samyeli olsun” diyen kızdırdığım birileri vardır. Nişanlım Emre (Alkin) ile bu konuda araştırma yaptık. Elde ettiğimiz bilgileri yeni kitabı “Paylaşmazsak Olmazdı”da yazdı. Merak eden alıp oradan okusun, bu röportajın konusu bu değil. Beni ve ailemi üzen insanların bir gün mutlaka ortaya çıkarılacağına inanıyorum.
Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli muhteşem pozlar"


Gazeteciliğe de bu yüzden mi veda ettin peki?

– Kendi web sitem üzerinden istediğim zaman, sansüre uğramamış yazılar yayınlamak inan ki beni daha çok tatmin ediyor.

Diplomatik cevapları bir yana bırakalım; bıraktın mı, bıraktırıldın mı?

– Bıraktırıldım yani işten çıkarıldım. Bu ikinci kez oldu. Yöneticisinden uzmanına kadar bu sektörün muazzam bir değişime uğradığı malum. Daha çocuk yaştayken sunduğum programların yapımından da sorumluydum. Salt sunucu olmadım ki hiç. Habercilik mesleğinde geldiğim noktada, içeriğine yüzde yüz hakim olmadığım hiçbir yayını sunmam söz konusu bile olamaz. Bu yıllardır da böyle. Bilen bilir! İçerik başkasının olacak, “Şu kişi konuğunuz” diyecekler. Ben de kredibilitemi ekranda harcayacağım, öyle mi? Ne adına? Sevgiyle ayrıldım işimden. Yapmak, keşfetmek istediğim başka birçok iş var. Şu an onlara yoğunlaşmış durumdayım. 20 senemi verdim diye ölene kadar televizyoncu ya da gazeteci kalacağım gibi bir inadım yok.
Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu"
Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu"
Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu"
Résultat de recherche d'images pour "Defne Samyeli Erdoğan ile kaset iddialarını konuştu"

Ateş bulan Homo Sapiensin Modern İnsana Dönüşmesindeki İnanılmaz katkısı


Ateş bulan Homo Sapiensin Modern İnsana Dönüşmesindeki İnanılmaz katkısı
İnsanoğlunun bugüne kadar birçok önemli keşfi oldu ancak hiçbiri ateş kadar değerli olmadı. Nedenlerine gelirsek...
afrika'nın acımasız savanlarında evrimleşen homo sapiens sonuçta epey zayıf bir canlı... binlerce yıl boyunca sapiens kuşaklarının tüm ömürleri, kendilerini 'ucuz yiyecek' olarak gören yırtıcılardan kaçarak geçiyor. topluluk oluşturması sayesinde gündüzleri az çok korunaklı hareket edebilen sapiens geceleri ise (diğer memelilerden daha uzun ve derin uyku ihtiyacını da göz önüne alırsak) çok daha korunaksız bir durumda... üstelik çoğu yırtıcının tersine karanlıkta göremiyor bu da bir dezavantaj... 
sonuç olarak sapiens, onbinlerce yıl geceleri ağaç tepelerinde uyuklayarak (afrika savanlarında sığınılabilecek mağara da son derece az) tedirginlik içinde uyuyarak yaşamak durumunda kalıyor. derken ateşi taşımayı öğreniyor. (ilk öğrenilen ateşi yakmak değil, yıldırım vb. nedeniyle oluşan ateşle bir uzun odunu yakarak, o odun tükenirken onun ateşiyle diğerini tutuşturarak ateşi taşımak...) bir süre sonra ise bu ateşle topluluğa saldıran yırtıcıları korkutmayı... ucunda ateş yanan uzun sopalar, saldırgan kedigiller ve köpekgiller için gayet korkutucu oluyor. 
derken konar göçer ilk sapiens kabileleri artık ağaç tepelerinen inip geceleri de yeryüzünde uyumanın keyfini çıkarmaya başlıyor. bir konar göçer sapiens topluluğu yiyecek ve güvenlik için gün boyu yürüdükten sonra gece ateşini yakıp ateş başında sırayla nöbetçi bırakarak uyumayı geliştiriyor. bu aynı zamanda topluluğun ilk kez gerçek anlamda sosyalleştiği alan... konuşmayı (sapiens dilleri bizim şimdi kullandığımız dillerden çok daha basit takdir edersiniz ki) daha önce geliştirmiş olan sapiens toplulukları bunu sadece av ya da tehlike sırasında birbirlerine 'geliyor' 'kaç' 'tehlike' 'yemek' vb. gibi şeyleri söylemek için kullanmış.
ilk kez ateş etrafında kendilerini güvende hisseden ve birbirleriyle gerçekten konuşabilecek zamanı yaratan sapiens toplulukları ateşin etrafına oturup birbirleriyle ilk sohbetleri geliştirmeye, dolayısıyla da dillerini geliştirmeye başlıyorlar.
bu yüzden bugün aşk dediğimiz mefhuma en yakın şeyler de ateş etrafında yaşanıyor. ondan önce kaçmalı koşturmalı tehlikeli bir hayatın ortasında ağaç tepelerinde yarım yamalak çiftleşmeler var. ateş etrafında yavrularıyla ilgilenme, yaralılarını iyileştirme ve uyuma şansı buluyorlar mamafih ateş her şeyden önce özgürlük ve güvenlik demek.
Résultat de recherche d'images pour "Fire fever and Homo sapiens"
giderek sapiens toplulukları dünyaya yayıldıkça mağaralarda yaşamaya başlıyor. mağaralar daha da güvenli ama ateş yakma ritüelinden vazgeçilmiyor. mağaranın girişinde yakılan ateşin başında günün değerlendirilmesi yapılıyor. derken mağara duvarlarına gecenin karanlığında ateşin aydınlatmasından da faydalanılarak o günkü tehlike ve zaferleri anlatan çizimler yapılmaya başlanıyor. ve evet sanat da ateşin etrafında ortaya çıkıyor. 
işte bu yüzdendir prometheus efsanesinden bu yana ateşin özgürlük, güvenlik, aydınlanma, insanın insan olması ve aşkla özdeşleşmesi... ve tam da bu nedenle yüzbinlerce yıl boyunca günün en sakin anını ateş başında geçiren insan canlısı bugün 21. yüzyılda bütün gezegeni ele geçirmiş hatta bir zamanlar kendisini çok korkutan vahşi doğayı neredeyse yok etmiş, büyük büyük şehirler kurmuşken hala bir ateş görünce bu duygular çağlar öncesinden kendisini hatırlatır, en romantik sahneler şömine başında yaşanır, hippi toplulukları ateş yakıp etrafında konuşur, ermişler, sufiler, dervişler ateş yakıp tefekküre, kendi zihinlerini seyre dalar...
ateş çıkabilmesi için oksijen ve yanıcı madde gerektiğinden (bkz: yangın üçgeni), diğer gezegenlerde de volkanlar ve yıldırımlar olsa da, güneş sisteminde ateş çıkan tek yer dünyadır.
insanlar 800.000 yıl kadar önce ateşi kontrol altına alabilmişler, ateş ile yemek pişirebilmek, insanların besinlerden alabileceği kalori miktarını iki katından fazlaya çıkararak, insanların evrimsel olarak aşırı bir avantaj kazanmalarına neden olmuştur. hatta bu şekilde daha az çaba ile daha fazla enerji alabilmek ile insan beyninin de daha büyüyebildiği, insanların daha zekileşmeye doğru evrildiği düşünülmektedir.
ateşin kontrolü, yemek pişirmek yanında çanak, çömlek, cam yapmaya ve metal işlemeye de yarayarak, daha sonraları da diğer yakıtları yakarak içlerindeki hapsolmuş enerjiyi kullanabilmelerini sağlayarak (kömür, petrol gibi), insanların doğadaki herşeye karşı ciddi bir avantaj geliştirmesine de neden olacak kadar önemli bir devrimdir.
bu kavram hakkında yapılabilecek en harika filmlerden biri için mutlaka kaçırmayın: 
la guerre du feu
https://seyler.eksisozluk.com/atesin-icadinin-homo-sapiensin-modern-insana-donusmesindeki-inanilmaz-etkisi