Özlemime hüzün, sevdama acı bulaşır. Sen der susarım, sana değil yüreğime küserim...
Bir insanın samimi olmadığını farkedersem bunu ona belli etmem
Bir insanın samimi olmadığını farkedersem bunu ona belli etmem.
Gözümde daha ne kadar küçülebileceğini seyrederim...
Gözümde daha ne kadar küçülebileceğini seyrederim...
KILIBIKLAR KALBİ ILIKLAR KISSADAN HİSSE
KILIBIKLAR KALBİ ILIKLAR
İki arkadaş cami avlusunda oturmuş konuşuyorlardı. Arkadaşlardan birisi ‘Bu akşam arkadaşlarla maç izlemeye gideceğiz, sen de gelir misin?’ diye sordu. Soruyu soranın durumuna bakılırsa arkadaşının sevinç içerisinde ‘evet’ diyerek onaylamasını bekliyordu. Ama beklenen olmadı. Arkadaşının yüzüne ciddi bir yüz ifadesiyle bakan genç, ‘Hayır maça gelemem. Biliyorsun ben evlendim, artık gözü yolda olan ve sürekli evde bekleyen bir eşim var. Bundan böyle hayatıma daha dikkat etmeliyim.’ dedi. Bu ifadeyi duyan arkadaşı önce hayretle baktı arkadaşının yüzüne, ardından alaylı bir tavırla ‘Vay, vay, vay kılıbık kardeşim, yüreği sevgi dolu pek muhterem ev erkeği, bakıyorum da ilk haftada boyunun ölçüsünü almışlar. Nedir bu evdekileri ihmal etmemeliyim, artık maça gelmeyeceğim lafları?’ diyerek yeni evli genç arkadaşını ayıpladı. Yeni evli genç tam ağzını açmış arkadaşına bir cevap verecekti ki yan taraflarında oturan nur yüzlü bir dedenin konuşmasıyla başını o tarafa çevirdi. O zamana kadar olanları göz ucuyla takip eden dede söze karıştı.
‘Gençler kusura bakmayın az önce konuştuklarınıza kulak misafiri oldum. Ve bu misafirlik beni yıllar öncesine götürdü. Şimdi müsaadenizle size o gün başımdan geçen ve bugün sizin sayenizde hatırladığım olayı anlatmak istiyorum.’ diyerek başladı anlatmaya.
‘Yeni evlenmiştim, mahalleden çok sevdiğimiz arkadaşlar bir program yapmış, birlikte eğlenmek istemişlerdi. Tabii beni de çağırmışlardı. Durumu eşime anlatarak gittim; ama akşam olmak üzereyken geri döneceğime dair söz verdim. Kalkmak üzere hareket edince durumu arkadaşlarıma izah etmeye çalıştım ama hepsi birden anlaşmışlar gibi az önce arkadaşının sana ‘maça gelmiyorum’ dediğin için söylediği şeyleri söylediler. Kimisi kılıbık, kimisi korkak kimisi ‘daha önce böyle değildin, evlendin böyle oldun’ tarzında şeyler söylediler. Anlayacağınız zor durumdaydım. Ya eve gidip akşamı eşimle geçirmeyi tercih ederek korkak ve kılıbık olacak, ya da arkadaşlarımla kalarak onların baskısıyla güya kazak erkek olduğumu ispatlayacaktım. Her şeyi göze alarak oradan ayrılmaya karar verdim. Yolda gelirken evimize çok yakın olan caminin hocasıyla karşılaştım. Durumu ona açmaya karar verdim. Söylediği ‘Sen kılıbık değil, kalbi ılıksın.’ ifadesi o kadar hoşuma gitti ki, o günden bugüne ismim hep kalbi ılık olarak kaldı. Bu yüzden ben bunca hayatım boyunca evde asıp kesen, sövüp döven, bağırıp çağıran, kırıp dökenlerle değil, kalbi ılıklarla oturup kalkarım. Öylelerinin aslında erkeklik dedikleri onları pohpohlayan nefislerinden başkası değil.
O gün bana korkak diyen ve kılıbık olmakla eleştiren arkadaşlarımın birçoğu ya eşinden ayrıldı ya da zehir zemberek bir aile hayatları oldu. Oysa Allah Resulü’nün sözlerini hayatıma düstur edindiğim için evim çoluk çocukların oynaştığı bir cennet köşesine döndü. Varsın bana korkak desinler. Ben Rabbimin ne dediğine kulak verir, her zaman kalbi ılıklardan olmayı tercih ederim.’ Hakkınızı helal edin. Dedenin bu anlattıklarından sonra kendisini maça davet eden arkadaşının yüzüne anlamlı anlamlı bakan genç ‘Sen istersen bana kılıbık demeye devam et. Ben maça gelmeyerek evde dört gözle beni bekleyen eşimin yanına giderek ‘Kalbi ılık’lardan olmaya kararlıyım.’ diyerek ayrıldı. Dede, gencin arkasından gülerek bakıyordu.
İki arkadaş cami avlusunda oturmuş konuşuyorlardı. Arkadaşlardan birisi ‘Bu akşam arkadaşlarla maç izlemeye gideceğiz, sen de gelir misin?’ diye sordu. Soruyu soranın durumuna bakılırsa arkadaşının sevinç içerisinde ‘evet’ diyerek onaylamasını bekliyordu. Ama beklenen olmadı. Arkadaşının yüzüne ciddi bir yüz ifadesiyle bakan genç, ‘Hayır maça gelemem. Biliyorsun ben evlendim, artık gözü yolda olan ve sürekli evde bekleyen bir eşim var. Bundan böyle hayatıma daha dikkat etmeliyim.’ dedi. Bu ifadeyi duyan arkadaşı önce hayretle baktı arkadaşının yüzüne, ardından alaylı bir tavırla ‘Vay, vay, vay kılıbık kardeşim, yüreği sevgi dolu pek muhterem ev erkeği, bakıyorum da ilk haftada boyunun ölçüsünü almışlar. Nedir bu evdekileri ihmal etmemeliyim, artık maça gelmeyeceğim lafları?’ diyerek yeni evli genç arkadaşını ayıpladı. Yeni evli genç tam ağzını açmış arkadaşına bir cevap verecekti ki yan taraflarında oturan nur yüzlü bir dedenin konuşmasıyla başını o tarafa çevirdi. O zamana kadar olanları göz ucuyla takip eden dede söze karıştı.
‘Gençler kusura bakmayın az önce konuştuklarınıza kulak misafiri oldum. Ve bu misafirlik beni yıllar öncesine götürdü. Şimdi müsaadenizle size o gün başımdan geçen ve bugün sizin sayenizde hatırladığım olayı anlatmak istiyorum.’ diyerek başladı anlatmaya.
‘Yeni evlenmiştim, mahalleden çok sevdiğimiz arkadaşlar bir program yapmış, birlikte eğlenmek istemişlerdi. Tabii beni de çağırmışlardı. Durumu eşime anlatarak gittim; ama akşam olmak üzereyken geri döneceğime dair söz verdim. Kalkmak üzere hareket edince durumu arkadaşlarıma izah etmeye çalıştım ama hepsi birden anlaşmışlar gibi az önce arkadaşının sana ‘maça gelmiyorum’ dediğin için söylediği şeyleri söylediler. Kimisi kılıbık, kimisi korkak kimisi ‘daha önce böyle değildin, evlendin böyle oldun’ tarzında şeyler söylediler. Anlayacağınız zor durumdaydım. Ya eve gidip akşamı eşimle geçirmeyi tercih ederek korkak ve kılıbık olacak, ya da arkadaşlarımla kalarak onların baskısıyla güya kazak erkek olduğumu ispatlayacaktım. Her şeyi göze alarak oradan ayrılmaya karar verdim. Yolda gelirken evimize çok yakın olan caminin hocasıyla karşılaştım. Durumu ona açmaya karar verdim. Söylediği ‘Sen kılıbık değil, kalbi ılıksın.’ ifadesi o kadar hoşuma gitti ki, o günden bugüne ismim hep kalbi ılık olarak kaldı. Bu yüzden ben bunca hayatım boyunca evde asıp kesen, sövüp döven, bağırıp çağıran, kırıp dökenlerle değil, kalbi ılıklarla oturup kalkarım. Öylelerinin aslında erkeklik dedikleri onları pohpohlayan nefislerinden başkası değil.
O gün bana korkak diyen ve kılıbık olmakla eleştiren arkadaşlarımın birçoğu ya eşinden ayrıldı ya da zehir zemberek bir aile hayatları oldu. Oysa Allah Resulü’nün sözlerini hayatıma düstur edindiğim için evim çoluk çocukların oynaştığı bir cennet köşesine döndü. Varsın bana korkak desinler. Ben Rabbimin ne dediğine kulak verir, her zaman kalbi ılıklardan olmayı tercih ederim.’ Hakkınızı helal edin. Dedenin bu anlattıklarından sonra kendisini maça davet eden arkadaşının yüzüne anlamlı anlamlı bakan genç ‘Sen istersen bana kılıbık demeye devam et. Ben maça gelmeyerek evde dört gözle beni bekleyen eşimin yanına giderek ‘Kalbi ılık’lardan olmaya kararlıyım.’ diyerek ayrıldı. Dede, gencin arkasından gülerek bakıyordu.
SENKRONİZE NE DEMEK, SENKRONİZE NEDİR,SENKRONİZENİN ANLAMI NEDİR
- Senkronize; Eşzamanlı olma, aynı anda olma gibi anlamlara sahiptir.
- Taşınabilir iletişim cihazındaki bilgiler ile masaüstü bilgisayardaki bilgilerin birbirine aktarılarak güncellenmesi işlemi.
- Aynı zamanda vaki olma, birlikte hareket etme ve işleme, aynı tarihe ve saate tesadüf ettirme.
İşte SADAKAT Budur !
1924 yılında tokyo üniversitesi’nde görev yapan japon profesör Hidesabura Ueno, kendine tren istasyonunda bulduğu küçük
bir köpek yavrusu edindi. Profesör Ueno köpeğine, Japoncada “sekiz tane” anlamına gelen Hachiko adını koydu.
Safkan akita cinsi beyaz bir erkek olan Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik
etti. Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü. Çok geçmeden bir akşam üniversite
dönüşünde metronun çıkışında Hachiko’yu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı. Bu akıllı köpek sahibinin eve
dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.
Ondan sonraki bir yıl boyunca her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde
karşıladı. Saatini hiç şaşırmadı.
ama bir akşam profesör metrodan çıkmadı. Hachiko gözleri metronun kapısında, gece boyunca bekledi.
Bir sonraki akşam profesör yine yoktu. Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı.
Çünkü profesör üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştü..
Hachiko her akşam sahibim metrodan çıkar diye inatla bekledi. Haftalar, aylar,yıllar boyunca her akşam tokyo metrosunun
Shibuya İstasyonunun kapısına gitti. Tam 10 yıl boyunca.
Hachiko 12 yaşındayken metronun kapısında öldü.
Bugün tokyo’ya gidenlerin Shibuya İstasyonunun kapısında karşılaştığı köpek heykeli Hachiko’dur.
Japonlar, sadakat ve insan hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 10 yıl boyunca sahibini beklediği yere
Hachiko’nun heykelini diktiler.
bir köpek yavrusu edindi. Profesör Ueno köpeğine, Japoncada “sekiz tane” anlamına gelen Hachiko adını koydu.
Safkan akita cinsi beyaz bir erkek olan Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik
etti. Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü. Çok geçmeden bir akşam üniversite
dönüşünde metronun çıkışında Hachiko’yu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı. Bu akıllı köpek sahibinin eve
dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.
Ondan sonraki bir yıl boyunca her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde
karşıladı. Saatini hiç şaşırmadı.
ama bir akşam profesör metrodan çıkmadı. Hachiko gözleri metronun kapısında, gece boyunca bekledi.
Bir sonraki akşam profesör yine yoktu. Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı.
Çünkü profesör üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştü..
Hachiko her akşam sahibim metrodan çıkar diye inatla bekledi. Haftalar, aylar,yıllar boyunca her akşam tokyo metrosunun
Shibuya İstasyonunun kapısına gitti. Tam 10 yıl boyunca.
Hachiko 12 yaşındayken metronun kapısında öldü.
Bugün tokyo’ya gidenlerin Shibuya İstasyonunun kapısında karşılaştığı köpek heykeli Hachiko’dur.
Japonlar, sadakat ve insan hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 10 yıl boyunca sahibini beklediği yere
Hachiko’nun heykelini diktiler.
Kadınlar hayatta en çok ne ister? KISSADAN HİSSE
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale:
- Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der.
'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim.
Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil.
-Evlen benimle!
O zaman öğrenirsin ancak istediğini...
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e ve:
- Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!
Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.
Konuşur cadı:
- Benim kaderim böyle.
Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der.
Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışarıdayken mi?.....
General düşünür ve:
Sen bilirsin kararı kendin ver der.
İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır....
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
Bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
Zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir.
Hayat kat kattır.
Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve
bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara,
Gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
- Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der.
'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim.
Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil.
-Evlen benimle!
O zaman öğrenirsin ancak istediğini...
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e ve:
- Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!
Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.
Konuşur cadı:
- Benim kaderim böyle.
Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der.
Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışarıdayken mi?.....
General düşünür ve:
Sen bilirsin kararı kendin ver der.
İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır....
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
Bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
Zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir.
Hayat kat kattır.
Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve
bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara,
Gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Şehvet ve İffet KISSADAN HİSSE
Bir şehirde namuslu bir aile varmış....
Koca kuyumcu, kadın ise ev hanımıymış...
Bir gün kadın her gün süt getiren erkek satıcıdan süt almak için kapı aralığından tenceresini uzatmış...
Ama sütçü önceden yapmadığı bir şeyi yapmış. O gün kadının elini şehvetle tutuvermiş. Kadın tencereyi hemen bırakıvermiş. Sütçünün yaptığına çok üzülmüş...
Kocası evine geldiği zaman ağlayarak, söyle bugün ne yaptın ki benim başıma şöyle bir iş geldi” diyerek olanı anlatmış....
Bunun üzerine adam şöyle bir itirafta bulunmuş: “Evet, hanım özür dilerim...
Bugün hiç yapmadığım bir işi yaptım ve bilezik almak isteyen bir kadın,
takamıyorum bana yardım et, deyince, bileziği koluna takarken, bunu sanki zor oluyormuş gibi geciktirerek yaptım ki, kolu bir iki saniye daha çok elimde kalsın,
diye düşündüm. İşte senin başına gelenin sebebi budur.” demiş...
Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) şu uyarısının iyi anlanması gerekir:
“Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” (Hakim, Müstedrek, 4/154.)
Koca kuyumcu, kadın ise ev hanımıymış...
Bir gün kadın her gün süt getiren erkek satıcıdan süt almak için kapı aralığından tenceresini uzatmış...
Ama sütçü önceden yapmadığı bir şeyi yapmış. O gün kadının elini şehvetle tutuvermiş. Kadın tencereyi hemen bırakıvermiş. Sütçünün yaptığına çok üzülmüş...
Kocası evine geldiği zaman ağlayarak, söyle bugün ne yaptın ki benim başıma şöyle bir iş geldi” diyerek olanı anlatmış....
Bunun üzerine adam şöyle bir itirafta bulunmuş: “Evet, hanım özür dilerim...
Bugün hiç yapmadığım bir işi yaptım ve bilezik almak isteyen bir kadın,
takamıyorum bana yardım et, deyince, bileziği koluna takarken, bunu sanki zor oluyormuş gibi geciktirerek yaptım ki, kolu bir iki saniye daha çok elimde kalsın,
diye düşündüm. İşte senin başına gelenin sebebi budur.” demiş...
Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) şu uyarısının iyi anlanması gerekir:
“Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” (Hakim, Müstedrek, 4/154.)
Gözün Sevgiliye Hasret Ise Her Anin Nazli Geçer... Sevgi Muhabbet Yoksa Gülüsün Hazan Saçar...
Gözün Sevgiliye Hasret Ise Her Anin Nazli Geçer...
Sevgi Muhabbet Yoksa Gülüsün Hazan Saçar...
Iki can Bir Olunca, Benlik Aradan Çikar,
Gönül Sevgiliyi Bulmussa, Kuru Dal Bile Çiçek Açar...
...
[ Mevlana ]
Psikologlar demiş ki: Eğer bir insan çok gülüyorsa, hatta saçma sapan şeylere bile gülüyorsa
Psikologlar demiş ki:
Eğer bir insan çok gülüyorsa, hatta saçma sapan şeylere bile gülüyorsa;
- O halde içten içe büyük yalnızlık çekiyordur.
Eğer bir insan çok fazla uyuyorsa;
- Büyük ihtimalle üzgündür, hüzünlüdür.
Eğer bir insan az konuşuyorsa ve konuştuğunda hızlı konuşuyorsa;
- Sır saklayacak birisidir ona güvenebilirsiniz.
Eğer bir insan ağlayamıyorsa;
- O halde çok zayıf bir kişiliği vardır.
Eğer bir insan anormal bir şekilde yemek yiyorsa;
- Büyük ihtimalle çok gergin ve stresli bir haldedir.
Eğer bir insan ufacık şeyler için bile ağlıyorsa;
- Ya çok yumuşak kalplidir, ya da masum olmasına rağmen suçlanıyordur.
Eğer bir insan, her şeye çok çabuk sinirleniyorsa
Eğer bir insan çok gülüyorsa, hatta saçma sapan şeylere bile gülüyorsa;
- O halde içten içe büyük yalnızlık çekiyordur.
Eğer bir insan çok fazla uyuyorsa;
- Büyük ihtimalle üzgündür, hüzünlüdür.
Eğer bir insan az konuşuyorsa ve konuştuğunda hızlı konuşuyorsa;
- Sır saklayacak birisidir ona güvenebilirsiniz.
Eğer bir insan ağlayamıyorsa;
- O halde çok zayıf bir kişiliği vardır.
Eğer bir insan anormal bir şekilde yemek yiyorsa;
- Büyük ihtimalle çok gergin ve stresli bir haldedir.
Eğer bir insan ufacık şeyler için bile ağlıyorsa;
- Ya çok yumuşak kalplidir, ya da masum olmasına rağmen suçlanıyordur.
Eğer bir insan, her şeye çok çabuk sinirleniyorsa
HAKİKATEN NEDEN NEDEN NEDEN
HAKİKATEN NEDEN :)))
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında
onlara
mültecilermiş gibi bakarız?
* Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalışırız?
Millet olarak Dünya'da kaybolma kompleksimiz mi vardır?
* Neden insanlar birbirlerine sarılınca sağ-sola sallanırlar?
*Neden öğrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene
"öğretmenim" diye seslenirken altıncı sınıfta bir anda "hocam" diye
seslenmeye başlarlar?
*Neden sınavlarda "4 yanlış bir doğruyu götürür" seklinde bir
uygulama
ile öğrenciler cezalandırılırlar da "4 doğru bil, bir doğru da bizden"
seklinde bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül
verilmez?
* Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca
kafalarını
eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır yoksa ondan tırstığımız için
midir?
*Neden dükkanını kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra
dönücem"
yazar, ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
*Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün
insanların izlediğini sanırlar ? Örn: Şu anda 70 milyon kişi bizi
izliyor...
*Neden gözlerinden öperim denir? İnsan vücudunda öpülecek daha
uygunsuz
bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüş müdür?
*Düğünlerde neden "Dom Dom Kurşunu" ile göbek atılmaktadır. "Bir avcı
vurdu beni, bin avcı beni yedi" gibi sözler eşliğinde kendinden geçen
başka
milletler var midir?
*Neden bazı kızlarımız şirin bir hayvancağız gördüklerinde"
inanmıyorum!"
derler, inanılmayacak olan nedir?
*Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?
*Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde "en kısa mesafe" neden "indi-bindi"
olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir? Bir terslik yok
mudur?
* Bir programı kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul
etmiyorum"
seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp bir bilgisayar programı
satın
aldıktan sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen bir takım saf
kişiler mevcut mudur?
*Bulmacalarda boru sesinin karşılığı neden hep "ti"dir? Bulmacaları
hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
*Ipana 7 reklamındaki kıza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullanıyorsun?"
diye
soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün olduğunu ve reklamdan sadece
bir
kaç
gün önce piyasaya çıktığını bilmemekte midir?
*Neden futbol takımı olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü
Ajax
"Ajaks" diye okunur?
* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazılır? Hipokrat
yemininde
"arabamı temiz kullanacağım" seklinde bir madde mi vardır? * neden ?
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında
onlara
mültecilermiş gibi bakarız?
* Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalışırız?
Millet olarak Dünya'da kaybolma kompleksimiz mi vardır?
* Neden insanlar birbirlerine sarılınca sağ-sola sallanırlar?
*Neden öğrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene
"öğretmenim" diye seslenirken altıncı sınıfta bir anda "hocam" diye
seslenmeye başlarlar?
*Neden sınavlarda "4 yanlış bir doğruyu götürür" seklinde bir
uygulama
ile öğrenciler cezalandırılırlar da "4 doğru bil, bir doğru da bizden"
seklinde bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül
verilmez?
* Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca
kafalarını
eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır yoksa ondan tırstığımız için
midir?
*Neden dükkanını kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra
dönücem"
yazar, ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
*Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün
insanların izlediğini sanırlar ? Örn: Şu anda 70 milyon kişi bizi
izliyor...
*Neden gözlerinden öperim denir? İnsan vücudunda öpülecek daha
uygunsuz
bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüş müdür?
*Düğünlerde neden "Dom Dom Kurşunu" ile göbek atılmaktadır. "Bir avcı
vurdu beni, bin avcı beni yedi" gibi sözler eşliğinde kendinden geçen
başka
milletler var midir?
*Neden bazı kızlarımız şirin bir hayvancağız gördüklerinde"
inanmıyorum!"
derler, inanılmayacak olan nedir?
*Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?
*Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde "en kısa mesafe" neden "indi-bindi"
olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir? Bir terslik yok
mudur?
* Bir programı kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul
etmiyorum"
seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp bir bilgisayar programı
satın
aldıktan sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen bir takım saf
kişiler mevcut mudur?
*Bulmacalarda boru sesinin karşılığı neden hep "ti"dir? Bulmacaları
hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
*Ipana 7 reklamındaki kıza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullanıyorsun?"
diye
soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün olduğunu ve reklamdan sadece
bir
kaç
gün önce piyasaya çıktığını bilmemekte midir?
*Neden futbol takımı olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü
Ajax
"Ajaks" diye okunur?
* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazılır? Hipokrat
yemininde
"arabamı temiz kullanacağım" seklinde bir madde mi vardır? * neden ?
Boyundan büyük sevmek sanamı düştü
Bu şehiri aglatacak kadar ağırdı gidişin...
Şimdi yoklugunu koynuma aldım
Karanlığın bile hüznümü kaybedemediği bir gecede hesap soruyorum yüregime.!!!
Boyundan büyük sevmek sanamı düştü diye....
Şimdi yoklugunu koynuma aldım
Karanlığın bile hüznümü kaybedemediği bir gecede hesap soruyorum yüregime.!!!
Boyundan büyük sevmek sanamı düştü diye....
Durakta Dolmuş Beklerken KISSADAN HİSSE
Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak halinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş haline rağmen sağa sola koşuyordu. Yanına sokularak:
- Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var?
Sıcak bir tebessümle:
- Buraların yabancısıyım evladım, dedi. Hastane tarafına gidecek bir araba arıyorum.
- Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm.
Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyenin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanakları pembe pembe olmuştu.
- Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim."
- 20 dakikanız var, dedim. Hastaneye yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor.
Durağa herkesten önce geldiğimiz için, dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm. İçeriye doluşan ve arkadaş olduğu anlaşılan adamlara:
- İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
Ön koltukta oturanı:
- Hak istiyorsan Hakkari'ye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan KDV'de alınmıyormuş.
Bu laf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu. Sakinleşmeye çalışarak:
- Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor.
Bu defa şoför lafa karışıp:
- Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi, hastaneye uçuverir.
Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu.
5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre "teyzeyi hastanede indirmesini" söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu. Üstelik trafik de, yarı yolda tıkanıp kalmıştı. Şoför:
- Yolun bu durumu, hayra alamet değil, dedi. Sebebini anlasam iyi olacak.
Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileri doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
- Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış. Heyecanla:
- Bir şey olmuş mu? diye atıldım. Yani yaralı falan var mı?
- Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar.
Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla bir şeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu. Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
- Kısmet işte, diye tekrarlayıp, duruyordu.Sen kalk koca bir kamyonla çarpış, hem de Türkiye'nin öbür ucundan gelen Hakkari plakalı bir kamyonla...
- Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var?
Sıcak bir tebessümle:
- Buraların yabancısıyım evladım, dedi. Hastane tarafına gidecek bir araba arıyorum.
- Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm.
Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyenin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanakları pembe pembe olmuştu.
- Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim."
- 20 dakikanız var, dedim. Hastaneye yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor.
Durağa herkesten önce geldiğimiz için, dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm. İçeriye doluşan ve arkadaş olduğu anlaşılan adamlara:
- İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
Ön koltukta oturanı:
- Hak istiyorsan Hakkari'ye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan KDV'de alınmıyormuş.
Bu laf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu. Sakinleşmeye çalışarak:
- Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor.
Bu defa şoför lafa karışıp:
- Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi, hastaneye uçuverir.
Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu.
5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre "teyzeyi hastanede indirmesini" söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu. Üstelik trafik de, yarı yolda tıkanıp kalmıştı. Şoför:
- Yolun bu durumu, hayra alamet değil, dedi. Sebebini anlasam iyi olacak.
Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileri doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
- Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış. Heyecanla:
- Bir şey olmuş mu? diye atıldım. Yani yaralı falan var mı?
- Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar.
Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla bir şeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu. Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
- Kısmet işte, diye tekrarlayıp, duruyordu.Sen kalk koca bir kamyonla çarpış, hem de Türkiye'nin öbür ucundan gelen Hakkari plakalı bir kamyonla...
Facede yazdıklarımla ruh halimi anlamaya çalışmayın.
Facede yazdıklarımla ruh halimi anlamaya çalışmayın.
Buraya ölüyorum yazıp da, evde lahmacunla halay çekmişliğim var benim... :D
Buraya ölüyorum yazıp da, evde lahmacunla halay çekmişliğim var benim... :D
Hak yerini bulur, Helal edilmemiş hak zaten HARAM olur
Hak yerini bulur, helal edilmemiş hak zaten HARAM olur.
Beddua etmem...
İçimden geçen her AH zaten sahibini bulur...!!
Beddua etmem...
İçimden geçen her AH zaten sahibini bulur...!!
Kıza okeyde tektaş diyorum, düz bi alyansa bile razıyım diyor
Kıza okeyde tek taş diyorum, düz bi alyansa bile razıyım diyor,
ya arkadaş sizin kafa başka bir şeye çalışmaz mı? :))
ya arkadaş sizin kafa başka bir şeye çalışmaz mı? :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















































