Kalbine zırt pırt birileriyle doldurup boşaltıp akbil muamelesi yaparsan, metrobüs muamelesi görürsün paşam
metrobüs muamelesi görürsün paşam ;)
Güne başlarken senin yüzünü göreyim, gece yatarken de en son senin sesini duyayım istiyorum.
yani böyle şeyleri söylemek zor ama ben seninle çok mutluyum mesela şu an. Bu mutluluk ömür boyu sürsün diyorum. Sen benim ekmeğime reçel sür, ben de sana çay demleyim. Güne başlarken senin yüzünü göreyim, gece yatarken de en son senin sesini duyayım istiyorum.
Rakıda geçmiş, kahvede gelecek konuşulur derler, o nedenle ben sadece çay içiyorum
Rakıda geçmiş, kahvede gelecek konuşulur derler,
O nedenle ben sadece çay içiyorum,
Bu günü konuşup anı yaşıyorum...
O nedenle ben sadece çay içiyorum,
Bu günü konuşup anı yaşıyorum...
Bazen dertleşecek bir dost istiyorum, bazen yalnızlık iyidir diyorum
Bazen dertleşecek bir dost istiyorum, bazen yalnızlık iyidir diyorum.
Bazen yalnızlıktan ölüyorum, bazen de kimseye tahammül edemiyorum.
Ne bok yediğimi ben de bilmiyorum... (:
Bazen yalnızlıktan ölüyorum, bazen de kimseye tahammül edemiyorum.
Ne bok yediğimi ben de bilmiyorum... (:
anneler günü mesajları/sms'leri/resimli/görüntülü/anlamlı/en güzel/duygusal/sözleri
Anneler günü mesajları
* Sınırsız bir sevgi, anlatılmaz bir sevgiyle beni seven annem, sana layık olmak için yaşıyorum. Anneler günün kutlu olsun.
Dünyanın en güzel yemeği, evde pişen yemektir. Bize hep muhteşem yemekler yapan annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun.
Ebediyete uğurladığımız annelerimizi rahmet ve dualarla anıyorum. Ruhları şad olsun. Huzurumuzu borçlu olduğumuz şehitlerimizin mübarek annelerinin ellerinden hürmetle öpüyor ve sabırlar diliyorum... Bir canlıya sevgisini veren ve daima yanında olan tüm annelerimizin ve anne adaylarımızın ANNELER GÜNÜ kutlu olsun.
*Kokusuyla huzura, sesiyle sevgiye boğan tek insan ANNEM.Kokunu,sesini,bakışını,dokunuşunu,varlığını hiç ayırma benden.Seni çok seviyorum.Anneler günün kutlu olsun.
* Sabırlısın, sıcaksın, şefkatlisin, koruyucumsun, bağışlayansın.. Annemsin. Seni çok seviyorum.
Allah beni sana koru kolla yetiştir diye göndermiş.Üşenmeden herşeyimle ilgilenen annem bana sonsuz sevgisini veren ALLAH Senden Razı olsun..
* Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacısın.. En aziz varlığımız. Anneler günün kutlu olsun annem.
* Anneciğim seni ben çiçeklerden yemişten ve klasik dörtlüklerde anlatıldığından daha çok fazla severim, seni çook severim...
* Dünyada kimseyi seni sevdiğim kadar sevemem, bağlanamam. Anneler günün kutlu olsun canım annem.
*Dün sana kızdıklarımı bugün ben yapıyorum anne. Çünkü aslında senin küçük bir kopyanım. Umarım senin kadar sevgi dolu olurum.
* Meğer dilimdeki ve beynimdeki en güzel kelime senin adınmış. Sana her seslenişimde ya acım diniyor ya da sevgim coşuyor. Anneler günün kutlu olsun.
* Anneciğim, bir günümde değil her günümdesin. Annem olman dünyadaki en büyük şansım, iyi ki varsın. Anneler günün kutlu olsun
* Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Anneler günü kutlu olsun bitanem.
* Sabırlısın, sıcaksın, şefkatlisin, koruyucumsun, bağışlayansın.. Annemsin. Seni çok seviyorum.
* Dünyanın en güzel, en iyi annesi, anneler günün kutlu olsun.
* Senin kucağın, senin merhametin beni yaşama bağlıyor sevgili anneciğim. Anneler günün kutlu olsun..
* Anneler günün kutlu olsun Annem! Her zaman söylemesem de seni çok sevdiğimi bir tek sen biliyorsun.
* Bana verdiğin sevgiyle bütün dünyam çiçek açtı. Onları hiç soldurmadım annem. Anneler günün kutlu olsun.
* Benim bitanecik tatlı annem, senin çocuğun olduğum için her zaman gurur duydum. Ellerinden öperim.
* Karşılıksız tek sevgi ananın çocuğuna duyduğu sevgidir. Ben kendi çocuklarımda senin sevgini buldum. Ve seni ne çok sevdiğimi bir daha anladım . İyi ki seninle varım annem. Ellerinden öperim.
* Benım ıçın herşeye katlanan, her zaman yanımda olan, değeri biçilemeyen dünyanın en güzel annesıne . Anneler günün kutlu olsun .
* Anne seni seviyorum.Belki sevgimi her zaman gösteremıyor olabilirim ama sen bunu daima biliyorsun.Anneler günün kutlu olsun.
* Eğer bana gözlerınle değil de kalbinle bakmış olsaydın, seni ne kadar sevdiğimi çok iyi anlardın... Anneler günün kutlu olsun...
* Anneciğim seni ben çiçeklerden yemişten ve klasık dörtlüklerde anlatıldığından daha çok fazla severim, seni çoook severim.
* Seni bir gün değil her canım yandığında, başım sıkıştığında seni çağırıyorum. Sesimi duyan tek insan sensin. Anneler günün kutlu olsun ANNECİĞİM.
* Kuzey rüzgarı da esse, kopsa da fırtına, sığınacağım tek liman sensin annem. Hakkını nasıl öderim.. Başımı dizlerine koymaya geldim.
* Gökyüzünden bir yıldız kayar, dilek tutarız. Annem gözlerini kapar bütün dilekleri benim içindir. Ellerinden öperim.
* Bu dünyadaki en güvenli sığınağım senin kucağın. Benim annem olman bu dünyadaki en büyük şansım. Seni seviyorum
* Fedakarlık, sevgi, sabır ve güzellik ne demek tarif et derlerse; annem derdim.
* Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır icin çok teşekkürler canım anneciğim... Anneler günün kutlu olsun.
*Mesafeler uzak olsa da yüreğim hep seninle canım annem... Anneler günün kutlu olsun!
*Sen hayatımın kutup yıldızı oldun. Nereye gidersem gideyim ışığının altında sevginle uyudum. Doğru yolu buldum. Seni seviyorum anne.
* Kelımelerle anlatılamayan fedakarlık ve karşılıksız sevgiyi, tarif et dersen bana herhalde sadece "anne" derdim..Anneler günün kutlu olsun...
*Bir günümde değil her günümdesin. Her gün her sanıye benimlesin. Herzaman bana destek oldun. Sen benim ıçın çok özelsın. Anneler günün kutlu olsun...
*Sevgili anneciğim, birgün umarım bana gösterdiğin sevgi ve sabrı sana gösterebilme şansım olur.Anneler günün kutlu olsun.
Önyargılı Olmayın (Kıssadan Hisse)
MÜTHİŞ BİR HİKAYE mutlaka okuyun..
Çocukları olmayan evli bir çift, hergün olduğu gibi yine tarlaya çalışmaya gitmişler.
Çalışırlarken bir yılan ile gelinciğin kavgasını izlerler,
Anne Gelincik yavrusunu yemesin diye kendini Yılana yem eder, ve Yılan çekip gider.
Yavru gelincik orada tek başına kalır. Kadın; bey yazıktır evimize götürelim besleyelim der ve eve götürürler.
Aradan zaman geçer bu çiftin çocukları olur ve tabi gelincikte büyümüştür evin bir parçası olmuştur.
Birgün bu çift acil tarlaya gitmeleri gerekiyor ama bebek evde uyuyor.
Erkek; bişey olmaz 5 dk'ya geliriz der ve sırtlanırlar küreklerini tarlaya giderler. Geldiklerinde kapıyı bi açarlar bide ne görsünler ? Gelincik ağzı kan revan içinde evin içinde dolaşıyor !
Bunu gören adam kan beynine sıçramış ve elindeki kürekle vura vura gelinciği öldürür.
Sonra bütün odalara bakarak çocuğunu arar ve bi bakarlar ki çocuk odasında mışıl mışıl uyuyor, bebeğin diğer yanına baktıklarında ise ölü bir yılan görürler ve anlaşılırki gelincik bebeği korumak için yılanı öldürür.
Adam dizleri üzerine çöker Aman Yarabbi ben ne yaptım nasıl böyle bir yanlış yaparım diye yıllarca kendini yer bitirir.
İşte önyargı böyle birşeydir. Lütfen sonucu görmeden yargılama yapmayınız.
Çocukları olmayan evli bir çift, hergün olduğu gibi yine tarlaya çalışmaya gitmişler.
Çalışırlarken bir yılan ile gelinciğin kavgasını izlerler,
Anne Gelincik yavrusunu yemesin diye kendini Yılana yem eder, ve Yılan çekip gider.
Yavru gelincik orada tek başına kalır. Kadın; bey yazıktır evimize götürelim besleyelim der ve eve götürürler.
Aradan zaman geçer bu çiftin çocukları olur ve tabi gelincikte büyümüştür evin bir parçası olmuştur.
Birgün bu çift acil tarlaya gitmeleri gerekiyor ama bebek evde uyuyor.
Erkek; bişey olmaz 5 dk'ya geliriz der ve sırtlanırlar küreklerini tarlaya giderler. Geldiklerinde kapıyı bi açarlar bide ne görsünler ? Gelincik ağzı kan revan içinde evin içinde dolaşıyor !
Bunu gören adam kan beynine sıçramış ve elindeki kürekle vura vura gelinciği öldürür.
Sonra bütün odalara bakarak çocuğunu arar ve bi bakarlar ki çocuk odasında mışıl mışıl uyuyor, bebeğin diğer yanına baktıklarında ise ölü bir yılan görürler ve anlaşılırki gelincik bebeği korumak için yılanı öldürür.
Adam dizleri üzerine çöker Aman Yarabbi ben ne yaptım nasıl böyle bir yanlış yaparım diye yıllarca kendini yer bitirir.
İşte önyargı böyle birşeydir. Lütfen sonucu görmeden yargılama yapmayınız.
BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA Ölüm Korkusu (öykü)
BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA
Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
"Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..."
Adam telaş içinde:
"Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..."
"Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
"Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
"Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
"Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail (a.s) cevap verir:
"Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
"Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!"
"Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi."
Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
"Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..."
Adam telaş içinde:
"Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..."
"Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
"Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
"Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
"Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail (a.s) cevap verir:
"Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
"Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!"
"Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi."
Size karanfilin sadakatini, sümbülün bağlılığını, menekşenin tevazusunu, lalenin gururunu, leyleğın saadetini versek, bize de dua eder misiniz? Kandiliniz mübarek olsun..
Size karanfilin sadakatini,
sümbülün bağlılığını,
menekşenin tevazusunu,
lalenin gururunu, leyleğın saadetini versek,
bize de dua eder misiniz? Kandiliniz mübarek olsun..
sümbülün bağlılığını,
menekşenin tevazusunu,
lalenin gururunu, leyleğın saadetini versek,
bize de dua eder misiniz? Kandiliniz mübarek olsun..
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..” KISSADAN HİSSE
KISSADAN HİSSE !
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın,hem de her kula helâl,Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”-
“Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?..”
- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?.. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın,hem de her kula helâl,Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”-
“Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?..”
- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?.. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...
Allahım Recep ve Şabanı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan'a kavuştur
Allahım Recep ve Şabanı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan'a kavuştur
Recep tohum ekme,
Şaban sulama,
Ramazan da hasat ayıdır
Recep, Allahu teala'nın,
Şaban benim,
Ramazan da ümmetimin ayıdır.
Üç aylarımız ve Receb-i şerif hayırlara vesile olsun.
Recep tohum ekme,
Şaban sulama,
Ramazan da hasat ayıdır
Recep, Allahu teala'nın,
Şaban benim,
Ramazan da ümmetimin ayıdır.
Üç aylarımız ve Receb-i şerif hayırlara vesile olsun.
Ben karanlıkta nerden bileyim "senin zenci olduğunu"
Bir derdiniz varsa trip atmadan direk söyleyin.
Bir kızılderilinin de dediği gibi :
- Ben karanlıkta nerden bileyim "senin zenci olduğunu"
Bir kızılderilinin de dediği gibi :
- Ben karanlıkta nerden bileyim "senin zenci olduğunu"
"Gönül çalamazsan aşkın sazını ne perdeye dokun, ne teli incit. Eğer çekemezsen gülün nazını, ne dikene dokun, ne gülü incit.."
"Gönül çalamazsan aşkın sazını ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını, ne dikene dokun, ne gülü incit.."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































.jpg)













